Hayat öyledir ki; iki gün sonra mecburiyetten güldürür insanı..

Cumartesi günü, Arda Turan, Manisa'da Egeli Galatasaraylılar kendisini çağırıp bağrına basmak istediklerinde yanlarına gitmedi. Bu dünyayı ben yarattım havasında, Kurtlar Vadisi gençlerinden biri görüntüsüyle suratını asıp durdu. Maç boyu kendi asistiyle atılan gole dahi gülmedi. Kendince, kendisini çok da haklı bir biçimde protesto eden Galatasaray taraftarına ceza kesiyordu.

O asık suratıyla milyonların içini sıkan Arda, işte bu akşam kameralara gülmek zorunda kaldı. Çünkü bu sefer hatayı kendisi yapmıştı; hem de ne hata.. Kaptanı olduğu bir takımda, bir arkadaşını yumruklamış, ağzından kan getirmişti. Medyanın ve taraftarın, bu hassas günlerde üzerine daha da fazla geleceği belliydi.. O zaman o gün milyonlarca taraftara gülmeyen o yüz, hemen sahte bir gülümsemeyle kaplanmalı ve medyaya "biz arkadaşız, bunlar da her antrenmanda olabilecek hadiseler.." mesajı verilmeliydi.. Zira ne de olsa son dönemlerin raconu buydu; Arda Turan'ın kişisel moduna göre Galatasaray gündemi belirleniyordu. O artık bir futbolcudan, bir kaptandan çok ötesiydi..

Öyle ki, Tam Saha dergisine bu ay başında verdiği röportajda, bugün yumrukladığı, kendisiyle hemen hemen aynı yaştaki Caner arkadaşı hakkında şöyle diyordu:

"Caner'i sol bek oynatamıyoruz. Bu kadar müthiş bir sol ayağı sol bek oynatamıyoruz. Neden? Çünkü bilgi eksikliği var. Caner'in nasıl bir kumaşı var biliyor musunuz? Topa nasıl vuruyor biliyor musunuz? Her topa vurduğunda 5 dakika onu seyrediyorum. Ama nasıl oynayacağını bilememek gibi bir sorunu var. Bunu en başta da kendim için söylüyorum. Bu konuda Ayhan Akman çok iyi bir örnektir."

Kim bilir, belki de gerginliğin temeli, kendime de çuvaldızı batırıyorum derken, kiralık statüsünde olup, Galatasaray'da kalmaya çalışan bir gencin istikbaline etki edebilecek olan "nasıl oynayacağını bilememek" ithamının yer aldığı bu röportajla atılmıştır.

İşte, henüz hiçbir şey kanıtlamamış ve bu camiaya elle tutulur bir şey kazandırmaksızın, yani büyüğünüzün, küçüğünüzün tam saygısını kazanmaksızın bir büyük takıma Kaptan yapılır ve hemen herkes hakkında istediğinizi söyleyebileceğinizi (Milli takımın başında yerli hoca isterim; bence sol kanatta Kewell değil de ben oynamalıyım; bu saatten sonra 2. kaptanlığı takmam.. gibi) düşünürseniz bir gün başınıza bu zoraki gülümseme anları gelir.

Siz herkes hakkında fikrinizi beyan edebilirsiniz; ama taraftar sizi odak noktasını kaybetmiş olmakla suçlayamaz.. Değil mi?

Peki..
Devamı

Biraz empati Alex

Fenerbahçe tarihinin bana göre şimdiden en büyük 5 futbolcusundan biri olmayı garantilemiş Kaptan Alex, haftasonundaki derbinin yine kilidini çözen isimdi. Senelerdir tartışılmasına rağmen, benim büyük saygıyla izlediğim, efektif futboluna, futbol zekasına, futbolu basit oynamasına, son vuruşlarına hayran kaldığım Alex'in iddia edildiği gibi centilmen bir isim olmadığına çeşitli yazılarımda değinmiştim.

Ancak Alex'in iyi bir insan olmadığına yönelik bir düşüncem yoktu. Hala da yok; ama yukarıdaki fotoğrafı bir maçta daha tekrarlarsa, bu maça yönelik olarak değerlendirdiğim empati eksikliğinden, bir adım öteye gidip, Alex'in iyi niyetini de sorgulayacağım..

Neden mi?

Hemen açıklayayım.. Hafta içinde Fenerbahçe'nin ikinci Kaptanı Semih Şentürk'ün eşi, 4 aylık ikizlerini düşürdü. Bu vesileyle bir kez daha başları sağolsun, eşine de geçmiş olsun dileyeyim. İşte henüz bu acı tazeyken, Semih sakallarını dahi kesmemişken üzüntüden, takım Kaptanının golünü, hamile olan eşinin karnındaki bebeğe ithafen gidip topu karnına sokarak kutlaması, en basit anlatımıyla empati eksikliğidir. Açıkçası hengame içinde farkedilmemiş olabilir; ancak bu manada biraz daha dirayetli davranmak, bence arkadaşlık anlamında çok önemlidir..

Bu yüzden, büyük futbolcu Alex'in, büyük Kaptan da olma yolunda biraz daha empati yapması gerektiğini düşünüyorum..Semih'e de bir kez daha başsağlığı diliyorum..
Devamı