Fotospor'dan..

"Londra'da büyük sıkıntı yaşayan Fildişili Drogba’nın; Anadolu yarımadasında yeşillikler içinde bir yıl yaşayarak Avrupa’ya fırtına gibi dönüp, eski günlerine kavuşmak için bu teklifi değerlendirmeyi düşündüğü bildirildi."
Devamı

Efsanelere Saygı

Artık herkes Avrupa Futbolunu takip ediyor. Yıllar önce o muhteşem jenerik müziğiyle haftada bir akşam bizi televizyon önüne kitleyen bir adet Avrupa'dan Futbol programı yok. Çorum'daki kahvede oturan abi bile, belki ismini doğru telaffuz edemese de, Sochaux'da, Hoffenheim'da kimlerin oynadığını biliyor, zira İddaa oynuyor.

Dolayısıyla Avrupa Futbolunu takip etmek artık marifet değil.

Asıl marifet güzel olanı uygulayabilmek. Hani o Uğur Meleke'nin çiğliğinde, şampiyon Fenerbahçe'yi Galatasaray alkışlasın şeklinde kendine yontulmuş toplum mühendisliği ile değil.

Ama böyle..

Real Madrid'in önemli imzalarında hep eski efsanesi Di Stefano'nun yer aldığını ve formayı O'nun verdiğini görürüz klübe yeni gelmiş
genç oyuncuya.. İşte bu güzel uygulamayı, bugün itibariyle Galatasaray da başlattı.. Yaşı Cumhuriyetle yaşıt, eski futbolcularımızdan Bülent Eken, bugün imza atan Mustafa Sarp'a formasını veren efsane oldu..

Haldun Üstünel'in söylediğine göre, bu uygulama diğer imzalarda da devam edecek.

Böylece hem eski efsaneler onore edilecek, genç nesiller de Onları tanıyacak, hem de Galatasaray'ın geleneklerine bağlılığı henüz o klübe yeni gelmiş oyuncuya hissettirilecek ve O'na bir gün sen de bu
kişinin yerinde olabilirsin hedefi çizilmiş olacak.

Bu güzel uygulamayı getiren Galatasaray Yönetim Kurulunu tebrik ediyorum..
Devamı

Hangisi Kazanacak?



Bence ikisi de şimdiden bir şeyler kaybetti..

1. Mehmet Topuz sözünden dönmez ve 1 sene oynamamayı göze alıp Beşiktaş'a giderse --> 
Beşiktaş kazanır, ancak bu sene oynatabileceği bir oyuncuyu 1 sene geç oynatarak kaybeder. Fenerbahçe prestij kaybeder, taraftarı yukarıda koyduğum noktadayken aldığı bu darbe ile psikolojik olarak kaybeder. 
Mehmet Topuz bir senesini kaybeder. 
Kayserispor da 1 sene sonra bedelsiz serbest kalacak oyuncusundan beş kuruş para kazanamayacak kaybeder.

2. Mehmet Topuz sözünden döner ve Fenerbahçe'ye imza atarsa --> 
Beşiktaş prestij kaybeder; taraftarı şampiyonlukla ele geçirdiği psikolojiyi kaybederek burulur.
Fenerbahçe kazanır, öte yandan defaatle Beşiktaşlıyım ve orada oynayacağım diyen bir oyuncuya sahip olmaları camianın içini rahat ettirmez.
Mehmet Topuz kendisinden nefret edenlerin çokça olduğu bir camiaya giderek sevgisiz bir ortamda top oynamaya başlar.
Kayserispor para kazanır, Beşiktaş'ın nefretiyle birlikte..

Bakalım ne olacak?
Devamı

Sabır Sabır Sabır


Tüm forumları geziyorum, uzun yıllar sonra ilk kez Galatasaraylılarda sezon öncesi çok pozitif bir hava var. Uzun yıllar sonra ilk kez bir hocanın arkasında bu kadar birleşildi.. 
Bunlar çok değerli şeyler. 
I. Fatih Terim döneminden itibaren kaybettiğimiz şeyler.. 
Sürekli hocalar konusunda bölünen, bu sinerjiyi her ortamda hissettiren Galatasaray camiası, bunun başarısızlıklarda çok önemli bir faktör olduğunu bir türlü kavrayamadı. Çoğu zaman Hıncal Uluç'un bir teknik adamı korkaklıkla, bir diğerini gençlere yeterince değer vermediğini söylemesi dahi yetti homurdanmaların yükselmesi için..(Yakındır kendisinin Rijkaard abartıldığı kadar büyük bir hoca değil, ben olsam o parayı O'na vermem demesi..)
Ancak ilk kez, Galatasaray taraftarı A'dan Z'ye güvenmek istediği, inanmak istediği, geçmişi buna olanak tanıyacak, bembeyaz bir sayfa vaadeden bir hocayla tanıştı..
İşte gün, bugündür.. 
Rijkaard'ın oynatmak istediği oyunun sonucu bizi nerelere getirir, hepimiz tahmin edebiliyoruz. Sabrın sonunun meyvesinin ne olduğunu hepimiz biliyoruz..O yüzden o Kızıl Elma'ya ulaşana dek, Rijkaard'a destekten asla vazgeçmemeliyiz. Her türlü sabrı göstermeliyiz. 
Lütfen bu sefer, oydu, buydu, şuydu diye bölünmeyelim.. 
Yekpare bir şekilde Rijkaard'ın bizi sürükleyeceği güzel futbol ülkesine yolculukla O'na yardımcı olalım..
Devamı

Rijkaard'in Basın Toplantısından İzlenimler

Rijkaard'ın basın toplantısından izlenimlerimi sıcağı sıcağına yansıtayım:

  • Galatasaray'ı inanılmaz benimsediğini, buraya gelmeyi çok istediğini satır aralarında, alakasız sorulara dahi klübün büyüklüğü ve tarihinin altını çizerek verdiği cevaplarla gösterdi. Bu çok önemli. Sadece para için buraya gelmediğini, yeni bir "challange"'a isteyerek ve tutkuyla başladığına dair bir gösterge. 
  • Henüz futbolcuların hemen hemen hiç birini tanımadığını ve herkesin kendisiyle temiz bir sayfa açacağını söyledi. Yani şu oyuncu sorunluydu, bu oyuncu sakattı; böyle şeylere değil, gördüğüne önem verecek ve ona göre hareket edecek.
  • Benzer bir şekilde, oyuncunun milliyetinin, isminin değil, oynadığı mevkiinin ve yaptığı işin önemli olduğunu söylerken, kafasında bir oyun planı olduğunu ve oyuncuları o plana göre seçeceğini söyledi. Bu da demektir ki, pragmatik yöntemlerle oyuncuya göre sistemle başarıya ulaşmaya çalışmayacak Rijkaard. Bunun yerine belki biraz da zaman alacak olsa da, kafasındaki futbolu sahaya yansıtmaya çalışacak.
  • Basın mensuplarına verdiği cevaplarda çok olgun ve zekiydi. Basının aptalca sorularında dahi sıkılmadan, en üsturuplu cevapları verdi. Örneğin, tuzak bir soru olan, yönetimin siz gelmeden önceki transferleri hakkında tasarrufunuz ne olacak sorusuna, bunun kadar doğan bir şey yok, klüpler geleceğini düşünerek hareket etmek zorunda. Ben dün burda değildim, bugün burdayım, ne olacağını bilemezsiniz hayatta. O yüzden kişilere bağlı transfer yapamazsınız diyerek hem basını taca çıkardı, hem de yönetimle birliktelik sergiledi.
  • Her manada çok büyük bir karizma olduğunu her cümlesinde gösterdi. Oyuncuların kendisine büyük saygı duyacağına eminim.
  • Yardımcıları konusunda henüz son nokta konulmamış, umarım Neeskens'de bir pürüz olmaz. 
  • Son olarak, basın toplantısının yapıldığı yer ve organizasyon çok kötüydü. Böyle bir isme daha şaaşalı bir tören yakışırdı. 
Devamı

Sen Kimsin?

Her fırsatta Galatasaray'a boyunu aşan laflarla saldırırsın.. 

Senelerdir Anadolu'nun mali açıdan en kuvvetli takımını 7.liği başarı gören bir takım olmaktan öteye taşıyamazsın, ama yine de böbürlenirsin de böbürlenirsin..

Şimdi de iki büyük camiayı Mehmet Topuz transferiyle yine birbirine düşürüp, beylik açıklamalarla kendini ön plana çıkarırsın..(Bunu yaparken dahi yine Galatasaray'a sallarsın..)

Sen kimsin be adam? Kendini ne sanıyorsun? Ne başardın Türk futbolu için? Türk futbolunun kitabını sen mi yazdın? Çapın nedir? Haddin nedir?

Galatasaray'ın bu adamla değil masaya oturması ileride herhangi bir futbolcu için, muhatap kabul etmemesi lazım herhangi bir organizasyonda.. 

Seni takip etmeye devam edeceğim Süleyman Hurma..
Devamı

Rijkaard'dan beklentiler

İsmen çok ama çok büyük bir transfer oldu.. Galatasaray'ın belki de Derwall'den sonra en çok ses getiren teknik adam transferi.. Tüm dünyada ajanslarda bir numaralı spor haberi olarak geçirilecek kadar büyük bir transfer.. 

Lakin hepimizin bildiği üzere, isim her zaman başarının garantisi değildir.

Bu Rijkaard için de öyle olacak. 

Hatta muhtemelen ilk senesinde başarısız olacak. 

Ama iş asıl orada başlıyor. Eğer Galatasaray taraftarı, bize umut veren futbol oynatsın bir adam, biz şampiyon olmasak da sabır gösteriririz söylemlerinde samimiyse, işte gün bugündür.. Rijkaard'a sabrederek, yıllar boyu Galatasaray'ın futbol ekolünün yönleneceği bir Total Futbol anlayışına sahip olabiliriz..

Kolay mı olacak?  Pek tabii hayır..

Gelelim şimdi Riijkaard'in artılarına ve eksilerine: 

Yüksek egosu, kendini beğenmişliği, Hollandalılara özgü ne olursa olsun açık ve net herşeyi söyleyebilme karakteri ile bu yapıya alışmamış Türk oyuncuları avucunun içine alması zaman alacak.. Henüz Barcelona dışında başarıyı yakalayamamış olması ve Sparta Rotterdam'a küme düşürmesi başka bir soru işareti.

Öte yandan, kariyerinde kazanılabilecek herşeyi kazanmış olması nedeniyle futbolcuların büyük saygı duyacağı, taraftarın şimdiden bayram havasına girecek kadar arkasında duracağı bir ortama geliyor olması, yardımcılığını büyük futbolcu - büyük yardımcı Neeskens'in yapacak olması bu psikolojik eksilere cevap olabilecek artı özellikler.

Bir diğer faktör de, Hollanda futbol mantalitesinin Türkiye Liginde başarıyı en çabuk getiren mantaliteye, yani büyük takımlar hep ofansif oynamalıdır mantalitesine çok yakın olması. Benim hatırladığım, Türkiye'de büyük takımlara gelen ilk Hollandalı Guus Hiddink idi, ancak daha çaylak zamanlarıydı ve Fenerbahçe'nin Aydınspor'a 6-1 yenildiği sezona imza attı.. Daha sonra üç büyüklerde Hollandalı hoca yer almadı. Belki Benelüks ülkesinden olması babında Gerets bu kategoriye sokulabilir ve de başarılı geçirdiği sezondaki ofansif anlayış hatırlanabilir. 

Bu minvalde Rijkard'a sabredilirse, Galatasaray'ın her zaman oynamaya çalıştığı ofansif, göze hoş gelen futbolu oynamak için hiç bir engel yok.. 

Son olarak bir dip not vereyim: Beşiktaş'ın şampiyonluk kutlama gecesinde Rüştü Reçber, Telegol'e konuk oldu. Orda ismi Fenerbahçe ile geçen Rijkaard'i değerlendirmesini istediler. Lütfen yanlış anlamayın, yıldızımız barışmadı diye söylemiyorum ama bunca yıldır bu kadar çok hocayla çalıştım, gördüğüm en kötü teknik direktördü dedi.. Bunu da hatırlayalım. Galatasaray'da geçireceği süreçte Rüştü mü haklı çıkacak, yoksa o zaman yediği hatalı gollerde katıla katıla gülüp Rüştü ile alay eden Rijkaard mı?

Not: Bana futbolu sevdiren iki takımdan biri olan dönemin Milan'ının orta sahadaki dinamasu Rijkaard benim için Milan'lıdır. O yüzden Milanlı bir resmini koydum.
Devamı

Güçlü Futbolcu Golü Kendine Yazdırır..

2003 yılında Olimpiyat Stadında oynanan Galatasaray-Fenerbahçe maçını hatırlarsınız..

Hani 2-2 biten..

Hani 70 bin küsür kişinin geldiği ve derbi tarihinin seyirci rekorunun kırıldığı..

Hani Muhittin Boşat'ın son dakikada Luciano'nun eliyle blokladığı topa penaltı vermediği..

Hala mı hatırlamadınız?

O zaman hani Prates'in şutunda, Hakan Şükür'e göre düşünerek vurması sonucu, izleyen herkese göre ise kendisine çarpması sonucu ağlara giden topla bir golün geldiği, Galatasaray'ın Fenerbahçe maçlarında bulduğu nadir şanslı gollerden birinin olduğu maç dersem, kesin hatırlarsınız..

İşte konumuz bu golle ilgili.. Bu gol bildiğiniz gibi, Prates'e değil, Hakan Şükür'e yazılmıştı hemen.. Hala da kayıtlarda öyle yazılıdır. İtirazımız yok buna diyelim ve bu hafta Arda Turan'a yazılan ikinci golü inceleyelim.. Benzer bir şekilde Arda topa vuruyor, top ceza sahasının girişinde dolanan Nonda'ya çarpıp yön değiştiriyor ve ağlara gidiyor.. Gol Nonda'ya yazılmalı değil mi az önceki gole benzerliği nedeniyle?

Hayır tabii ki, Nonda kollarını açmış sola doğru koşarken, kameralar O'na dönmeye bile tenezzül etmeden sağa koşan Arda'ya dönmüştü bile.. Biraz sonra da hoparlörden Turan soyadının anılması gecikmedi.. Kimse de golün kime yazılması gerektiğini tartışmadı bile..

Ee, bir çok alanda olduğu gibi, futbol da, güçlünün, popülerin hakim olduğu ve yüceltildiği bir alan.. O yüzden popüler isimler söz konusu olduğunda içtihat geçerli değil.. O zaman Hakan Şükür "düşünerek" atmıştır golü, şimdi de Arda Turan Nonda'ya çarptırmıştır bilerek.. Tabii yerseniz..
Devamı

Fenerbahçe'de II. Daum Devri

Henüz resmen açıklanmasa da, gelecek sene Fenerbahçe'nin başında Daum olacak. 

Eğer Galatasaray'a gelseydi, çok sevinirdim. Genel olarak beğendiğim, Türkiye'de çok haksız eleştirilere maruz kaldığını düşündüğüm bir teknik adamdır. Fenerbahçe'nin Roland Koch önderliğinde yine maçları 80. dakikalardan sonra çevirecek kondüsyona sahip olabileceğini ve de Daum'un en önemli özelliklerinden biri olaran duran top çalışmaları sonucunda yine eskisi gibi duran toplarda çok gol bulacağını öngörebiliriz..

Lakin, Galatasaray'a gelse çok başarılı olacağını düşündüğüm Daum'un, bu artılarına rağmen Fenerbahçe'ye gelişinde aynı oranda başarılı olabileceğinden emin değilim. Çünkü Daum Galatasaray'da bulabileceği "taze başlangıç" imkanını Fenerbahçe'de bulamayacak. Her hatasında, şu anda bile gelişine muhalif olanlarca yerden yere vurulacak, hataları abartılacak. Tıpkı Terim'in ikinci gelişinde Galatasaraylıların yaşadığı bölünme gibi..

O yüzden Daum, Avrupa başta olmak üzere, hiç hata yapmadan devam etmeli. Örneğin, I. Daum devrinde kendisine kaşların çokça kalkmasına sebep olan Avrupa'daki başarısızlığı nedeniyle, bu sene Avrupa Liginde bir başarısızlık, ligde başarılı giderken dahi, Daum'un senenin sonunu getiremeyeceği olayların başlangıcını oluşturabilir.

Bu manada, ligi tanıması anlamında en risksiz tercih gibi görülen Daum, bence Fenerbahçe için en riskli tercihlerden biridir.. Lige tam anlamıyla mükemmel bir başlangıç yapmak zorundalar ki, şu anda Daum konusunda bölünmüş taraftarları kendi arkalarında tek parça olarak toplayabilsinler..
Devamı

Bilica, 2005'te Konyaspor kapısından dönmüş..


Sadece Konya mı?

Habere bakılırsa Konyaspor'un yanı sıra Daum'lu Fenerbahçe'nin de kapısından dönmüş bugünlerin gözde stoperi..

Haber 11 Ocak 2005 tarihli Milliyet gazetesine ait. 


Daum'a sürpriz öneri

KONYASPOR'UN denemek için Türkiye'ye getirdiği ancak bu duruma karşı çıkarak Yeşil - Beyazlı takımın kampından ayrılan Brezilyalı Fabio Bilica, vatandaşları Alex ve Aurelio vasıtasıyla Teknik Direktör Daum'a kendini önerdi. Alman hoca ile yüz yüze görüşmek istediğini bildiren Sambacı, Sarı-Lacivertli takımın savunmasında görev alabileceği mesajını gönderdi. Daum'un Bilica ile konuşmayı kabul ettiği, Brezilyalı oyuncunun Başkan Aziz Yıldırım'a da ulaşmak için uğraş verdiği öğrenildi



Yıllar önce Hyppia'nın Samsunspor'da denendiği şehir efsanesini bilirdik; böylece Bilica'nın da yakın geçmişi hakkında bilgi sahibi olmuş olduk.. 

Not: Haberi bulan antu.com'da mcoskun34 nickli kişidir. Kaynağımızı da belirtelim.
Devamı

Klasik Alex hareketi bu sefer Trabzon'daydı..

Biliyorsunuz bizim ligimizde hakemlerin kafasında oyuncular, Erman Toroğlu'nun yönlendirmelerine göre şekilleniyor. Buna göre bazı oyuncular önceden mimli olup, ne yaparlarsa yapsınlar hakemlere yaranamıyorlar. Bazı oyuncular ise, sevimli - zararsız addedilip, ona göre itimas zincirinde yerlerini alıyorlar. 

Alex de Souza da bunlardan biri. Çok takdir ettiğim, Fenerbahçe'lilerin yeterince kıymetini bilmediklerini düşündüğüm ve saha dışında tam bir beyefendi olan Alex, saha içinde ise zor anlarda çoğu zaman kendini kaybedebiliyor.. ve bu anlarda artık klasikleşen hareketini sergiliyor.. Rakip oyuncuya, adeta ayağını kırmak istercesine, tabanıyla basıyor Alex.. Bunu her sene en az 3 kez yapıyor, ancak henüz bir kırmızı kart görmüş değil. 

Beşiktaş'ın şampiyonluk görüntülerine yer verilmesinden ötürü, Alex'in bu aynı hareketi Trabzonsporlu Giray'a yaptığı pek gündeme gelmedi yine..Oysa maç 1-1 iken bu harekete çıkmayan kırmızı kart belki de gelecek sene Trabzonspor'un Şampiyonlar Liginde oynayamamasına sebep olacak.. 

Üzerine su sıçrattı diye Galatasaraylı oyuncuyu direk kırmızı kartla atan hakemlerin yer aldığı bir ligde, çok da şaşırtıcı değil aslında. Ama biz yine de, ezber bozmak, tarihe bir not düşmek adına yazalım. Gelecek sene Alex aynı hareketi yaptığı zaman tekrar hatırlarız..
Devamı

Beşiktaş'ın 11. Şampiyonluğu -- 13 Değil!

Takip ettiğim kadarıyla yazılı ve görsel basında, Beşiktaş'ın kazandığı şampiyonluk 13. şampiyonluk olarak ilan ediliyor. 

Şu devirleri yaşayanlar olarak hepimiz biliyoruz ki, bu Beşiktaş'ın 11. şampiyonluğu. 

Diğer iki sözde şampiyonluk ise, Haluk Ulusoy Federasyonu zamanında Beşiktaş'ın ikinci yıldızı takabilmesi adına uydurulmuş iki şampiyonluktan ibaret.. Bilindiği gibi, rahmetli Cenk Koray'ın öncülüğünde başlatılan bu girişimle, Türkiye Ligi 1959'da kurulmadan önce, 1958 ve 1957 yılları arasında Beşiktaş'ın Türkiye'yi Şampiyon Klüpler Kupa'sında temsil ettiği gerekçesiyle iki şampiyonluk daha eklenmiş ve Beşiktaş o "şerefli" yıldızı göğsüne takmıştı.

Türkiye Ligi 1959 yılında kuruldu ve üzerinden 51 sezon geçti..

Galatasaray 17, Fenerbahçe 17, Beşiktaş 11, Trabzonspor 6 = Toplam 51 sezon. 

Ancak 51 yıla 53 şampiyonluk sığdırılıp Beşiktaş'ın şampiyonluğu 13'e çıkarılmaya çalışılıyor. 

Türkiye Ligi 1959 yılında kurulmadan önce, 1951-59 yılları arasında İstanbul Profesyonel Ligi oynandı. Bu ligde Galatasaray ve Fenerbahçe 3, Beşiktaş ise 2 şampiyonluk kazanıyor. Beşiktaş'ın Şampiyon Klüpler Kupasına (ŞKK) gittiği o iki sezonda ise İstanbul Liginde 1957 yılında beşinci, 1958 yılında ise dördüncü.. Peki neden dönemin Federasyonu Beşiktaş'ı yollamış ŞKK'na? Federasyon bu takımı belirlemek için, 1956-57, 1957-58 sezonlarında bir turnuva düzenliyor. Aynı Federasyon aynı adlı turnuvayı 1958-59 sezonunda bu sefer Türkiye Ligine yükselecek takımı belirlemek amacı ile düzenliyor ve o turnuvayı Kasımpaşa kazanıyor. 

1956-57 ve 1957-58 yıllarında aslında liginde beşinci ve dördüncü olan Beşiktaş, bu küçük turnuvaları kazandığı için, yıldız hesabına iki şampiyonluk daha eklendi.

Peki ya şampiyonluk sayısına?

Ona dokunmaya Ulusoy Federasyonu dahi cesaret edemedi. O dönemki Federasyonun yaptığı açıklamayı aynen kopyalıyorum:

TÜRKİYE FUTBOL FEDERASYONU BASIN BÜLTENİ: YILDIZ TAŞIMA HAKKI



Tarih: 25.03.2002 

BASIN BÜLTENİ 

Beşiktaş Kulübümüzün Ligler Statüsünün 29/b maddesinde öngörülen hüküm ile ilgili başvurusu ve Yönetim Kurulumuzca 21 Mart 2002 tarihli toplantıda alınan karar hakkında yanlış anlamalara mahal vermemek ve spor kamuoyumuzun doğru bilgilendirilmesini temin amacıyla açıklamada bulunulması gerekli görülmüştür. 

Kulübümüz, Türkiye Profesyonel Ligi henüz kurulmamış iken Federasyonumuzca "Federasyon Kupası Şampiyonası" adı altında 1956-1959 yılları arasında üç kez düzenlenen müsabakalar neticesi kazanmış olduğu iki adet birinciliğin Lig Şampiyonluğu olduğu savı ile şampiyonluk sayısının 9 değil 11 olarak kabul edilerek ile iki altın yıldız taşıma hakkının tanınmasını talep etmiştir. 

Aynı içerikli bu ikinci talep de kabul görmemiştir. Anılan şampiyonalarda alınan birinciliklerin Lig şampiyonluğu olarak kabul edilmesi mümkün değildir. 

Yapılan incelemeler esnasında "Federasyon Kupası Şampiyonluğu"nun oynandığı yıllarda "Türkiye Profesyonel Ligi" ve "Türkiye Kupası" organizasyonlarının bulunmadığı, bu müsabakaların Federasyonumuzca ülkemizin genelinde düzenlenen ve birincilerine Türkiye’yi yurtdışında temsil hakkı tanınan nevi şahsına münhasır organizasyonlar olduğu değerlendirilmiştir. 

Federasyon Kupası Şampiyonalarında alınan birinciliklerin Türkiye Ligi Şampiyonluğu olarak kabulü mümkün olmamakla birlikte yukarıda sunulan nedenlerle bu birinciliklerin Ligler Statüsünün 29/b maddesinde öngörülen sayı hesabı açısından dikkate alınması Yönetim Kurulumuzca hakkaniyete uygun bulunmuştur. 

Türkiye Profesyonel Liglerinin 1959 yılında başlamış olduğundan tereddüt yoktur. Bu dönemden önce mahalli ligler ve 1956-1959 yılları arasında da ülke çapında "Federasyon Kupası Şampiyonası" oynanmıştır. 

1956-1957, 1957-1958, 1958-1959 sezonlarında gerçekleşen "Federasyon Kupası Şampiyonası"nın 1959 yılından sonra devam eden lig şampiyonası veya Türkiye Kupası’nın birinin ilk hali olarak kabul etmek mümkün değildir. 

Bu şampiyona bölgesel yarışmalarda başarılı olan kulüplerin yarıştıkları sui generis (nev-i şahsına münhasır) nitelikli bir şampiyonadır. 

Bu sebeple bu şampiyonada iki defa birincilik kazanmış Beşiktaş Jimnastik Kulübü ile bir kere birincilik kazanmış Kasımpaşa Kulübünün bu başarılarının Türkiye Profesyonel Ligi şampiyonluğu olarak kabulü mümkün değildir. 

Ancak bu müsabakaların Federasyonumuzca ülke çapında düzenlenmiş olması, düzenlendikleri dönemde ayrıca ulusal bir lig organizasyonunun mevcut olmaması ve birincilerine ülkemizi uluslar arası yarışmalarda temsil etme hakkı tanınmış olması sebeplerinin hepsi bir arada değerlendirilerek bu kulüplerimizin anılan turnuvalarda aldıkları birinciliklerin Ligler Statüsünün 29/b (10/1) (2001) fıkrasında ön görülen hak açısından gerekli sayı hesabına dahil edilmesine karar verilmiştir. 

Spor Kamuoyunun dikkatine saygı ile sunulur. 

Türkiye Futbol Federasyonu


Görüldüğü gibi, Beşiktaş'ın şampiyonluk sayısının arttırılmadığı, sadece yıldız takabilmesi için, yıldız hesabına artı iki çentik atıldığı vurgulanıyor tabir-i caizse.. Bu gerçek ortadayken ve üzerinden sadece 7 yıl geçmişken, medya dezenformasyon ile bu sayıyı şimdiden 13'e çıkarmış durumda. Bizim neslimiz bunu hatırlayacak, ancak bir süre sonra bu unutulacak ve bu artı 2 rakamı doğru bilinen yalanlar sınıfından hayatımızın bir parçası haline gelecek..

O yüzden şimdiden buna bir dur denmeli. Beşiktaş'ın şampiyonluğu 11'dir ve eminim ki gerçek Beşiktaşlılar da bu "Beşiktaşlı duruşu"na yakışmayan sahte şampiyonluklardan kurtulmayı en az bizim kadar temenni ediyorlardır..

(1956 yılında Türkiye'yi ŞKK'nda İstanbul Profesyonel Ligi şampiyonu sıfatıyla Galatasaray'ın temsil ettiğini ve aynı gerekçeyle Galatasaray'a da yıldız hesabında artı bir verilmesi gerektiğine değinmiyorum bile. Zira dediğim gibi, biz Galatasaraylılar olarak böyle suni artıların peşinde değiliz. Gerçek Beşiktaşlıların da olmaması gerektiğine inandığım gibi..)

Bu vesileyle Beşiktaş'ın 11. şampiyonluğunu kutlarım.

Devamı

Yerliler Çetesi

Galatasaray'da belki de sezonun başarısızlıkla geçmesinin bir numaralı sebebi bu. 

2008-09 sezonunda şampiyonluğun Türk oyuncuların sorumluluk aldığı son haftalarda gelmesi, bir sonraki sezon için büyük bir tehlike getiriyordu. Ama kimse bunu göremedi. Üstüne bir de her türlü gruplaşmanın lideri olabilecek olsa da, son noktada zekasıyla o gruplaşmaları takımın lehine çevirebilen Hakan Şükür de takımdan ayrılınca, yerliler çetesinin elebaşlığı 21 yaşında "abi çekmek", "biz.. yaparız..ederiz.." raconuyla konuşmaya başlayan Arda Turan'a kaldı. 

Arda kimine göre sezonun en başarılı futbolcusu Galatasaray'da.

Bana göre ise, bu seneki başarısızlığın bir numaralı sorumlularından; eğer yönetim ve teknik yönetim bacaklarını soyutlarsak..

Arda takım içi liderliğe soyunurken, henüz buna hazır olmadığını gösteren her şeyi yaptı sezon boyunca.. Önce Harry Kewell'ın gelmesiyle sol kanatta oynamasının tehlikeye girmesi üzerine abuk sabuk açıklamalar yaptı; hatta bunu Galatasaray dergisinde bence sol kanatta ben oynamalıyım demeye kadar götürdü.. Sonrasında, malum Hertha Berlin maçındaki kaptanlık hadisesi sonrası bu saatten sonra ikinci kaptanlığı kabul etmem şeklindeki açıklamasıyla ve bariz bir şekilde ilk yarıda takımı sürükleyen Lincoln'e cephe almasıyla takım içindeki ayrımcılığı körükledi..

Sonrasında bütün sene çıkardığı olayları, her gece klübünün açılışında baş köşede yer alışlarını vs. saymayacağım. Zira yazının konusu bu değil.. En nihayetinde geldiğimiz noktada, bu genç adam Galatasaray gibi bir klüpte demeç verip, Bülent Korkmaz devam etmeli deme cüretini bile kendinde bulacak noktaya geldi... 

O Bülent Korkmaz da, takımda Türk oyuncular çok karakterli, onlar kadar karakterli yabancı oyuncular da alınırsa başarı gelir deme garabetini bize yaşatırken, aynı zamanda neden asla ama asla iyi bir teknik direktör olamayacağını da gösteriyordu..

Galatasaray'ın gelecek sene başına geçecek teknik adamını, dokusu çok sorunlu bir futbolcu topluluğu bekliyor. O yüzden, o teknik adamın sorunu, 4-4-2 mi 4-3-3 mü vs. olmayacak; aksine daha zor bir şekilde bu bölünmüş, dengesini kaybetmiş genç adamlardan yine bir takım yaratabilmek olacaktır.. Bu nedenle bana göre gelecek sene şampiyon olması en zor takım Galatasaray'dır.. 

Bunları neden mi yazıyorum? Önce Beşiktaşlı Cissé'nin yaptığı şu açıklamayı okuduktan sonra:

Galatasaray ve Fenerbahçe'nin bu sezon neden başarısız olduğu konusuna da değinen Cissé, "Geçen Pazar Milan Baros ve Shabani Nonda'yla da bu konuyu konuştum. Fenerbahçe'de olduğu gibi Cimbom'da da yabancı futbocularla yerliler arasında uyum sağlanamadı. Hattâ Galatasaray'ın stoperi Meira, çok tuhaf koşullarla Zenit St-Petersburg'a kaçtı" dedi.

(Kaynak: Fransa'nın So Foot dergisi (turkspor.net'e göre..))

Ve sonra, şu an Beşiktaş'ın şampiyonluk görüntülerini izlerken, takımda neredeyse tüm ikinci yarıda yedek kalmış Zapotocny'nin sevincini, arkadaşlarıyla kenetlenmesini izlerken..

NBA'deki klişeyle, iyi hücum maç, iyi savunma şampiyonluk getirir derler.. Buna bir de arkadaşlığı eklemek lazım galiba..

Devamı

Harry Kewell: Sezona Veda





Tüm tribünleri dolaşarak, Bülent Uygun'u da tebrik ederek, sezona veda etti Oz Büyücüsü.. Bu kötü sezonun nadir güzelliklerinden birisin Harry.. Seneye çok daha fazla şey bekliyoruz senden.. ve.. ah ne güzel yakışırdı kaptanlık pazubandı sana..

Not: Resimler kendi çekimimdir.
Devamı

Futbol garip bir oyun..



Çoğu zaman tuhaf tesadüfleri de içinde barındıran..

İlahi adalet mi demek lazım, yoksa oh olsun mu? Ya da hiç bir şey demeyip vakur kalmak mı?



Geçen sene Konya'da buz üstünde oynatılması dayatılan takımda belki de kariyerini bırakarak sahadan çıkan genç fidan Uğur Uçar, 3 dakika da olsa oynayarak bugün 1 seneyi aşkın bir süre sonra sahalara döndü..

Tam da Konyaspor düşerken..

Hoşgeldin Uğur.. Umarım toparlarsın ve eski günlerinden daha iyi olarak o hep hayalini kurduğun kaptanlıkla Galatasaray'a veda edersin seneler sonra..

Not: Resim bugün maçta kendi çektiğim resimdir.

Devamı

Que Sera Sera!


Maçın beni en çok şaşırtan hususu tribünler oldu. Camp Nou'nun istediğinde rakibe cehennem olabileceğini biliyorduk; ama özellikle son 15 sene içerisinde Barcelona taraftarı maçları adeta tiyatro izler gibi izlerdi. Maça etkileri kesinlikle bizim aynı sloganı 90 dakika boyunca saha içi şartlara aldırmaksızın söyleyen taraftarlarımızdan yine de iyiydi; ters hakem kararlarında o 90 dakika susan taraftar kükrerdi bir anlık da olsa Camp Nou'da.. Ancak hiç bir zaman, bu maçtaki gibi tezahürat yaptıkları, top rakibin ayağına geçtiklerinde ıslıkladıkları, sürekli oyuncularını alkışlarla ittikleri bir maç daha görmemiştim. Bunu 10. dakikada öne geçmelerine bağlayanlar olabilir. Ancak ilk 10 dakikada Manchester United etkili başlamışken dahi tribünlerde sesi çıkan Barcelona taraftarıydı.. Şöyle güzel bir klüp şarkısı olan takımdan da bu beklenirdi zaten:

"Cant del Barça"

Tot el camp 
és un clam som la gent blau-grana 
tant se val d´on venim, si del sud o del nord, 
ara estem d´acord, 
estem d´acord una bandera ens agermana: 
blau-grana al vent,
un crit valent, 
tenim un nom, 
el sap tothom: 
Barça! Barça! Baaarça!

Jugadors 
Seguidors 
tots units fem força: 
són molts anys plens d´afanys, 
són molts gols que hem cridat, 
i s´ha demostrat, s´ha demostrat, 
que mai ningú no ens podrà tórcer: 
Blau-grana al vent, 
un crit valent, 
tenim un nom, 
el sap tothom: 
Barça! Barça! Baaarça!!!

Öte yanda ise, sürekli söyledikleri şarkıyı Que sera sera, whatever will be will be, we are going to Italy!ye uyarlamaktan öte bir yaratıcılık sergileyemeyen, bunu bile söyleyemeyen, neden Roma'ya geldiklerini anlamadığım, finallerde gördüğüm en kötü seyirci performansına sahip Manchester United taraftarları.. Kaldırabilecekleri tek kupanın bu olduğu çok belliydi:


Bu minvaldeki bir tribün etkileşiminin sahaya etkisi de çabuk görüldü. Aslında ilk 10 dakikaya Manchester United iyi başlamıştı. Ronaldo ile 2 pozisyonda gole yaklaştılar, ki aslında bu pozisyon sayısı, ilk 10 dakikadan sonra sahaya tamamen hakim olan Barcelona'nın ilk yarıda yakaladığı gol pozisyonu sayısından daha fazlaydı! Evet, öyle, zira Barcelona o kadar iyi oynadığı, topa hakim olduğu, adeta Manchester'la kedinin fareyle oynadığı gibi oynadığı dakikalarda öyle aman aman çok net pozisyon bulamadı ilk 45 dakikada Eto'o'nun golünden sonra.. Messi'nin uzaktan bir şutu hariç.. 



Manchester United'ın o kadar iyi başladığı pozisyonda, yediği golden sonra bu kadar demoralize olması çok enteresandı. Bunda sanırım oyuncuların Barcelona'nın kendilerinden iyi bir takım olduğu konusunda bilinçaltı fikirlerinin oluşmasının etkisi olabilir. Zira bu kadar üst düzey bir takım, ancak kendisinden iyi olduğunu düşündüğü bir takım karşısında geri düşerse psikolojik olarak bu kadar etkilenebilir. 

Devre arasında Manchester United soyunma odasında yaşanabileceği düşünen "Ferguson hairdryer", yani Alex Ferguson'ın müthiş fırçalarından nasibini alan oyuncunun Anderson olduğu açıktı. Panik bir değişiklik yaptı Ferguson ikinci yarıya başlarken. Dediğim gibi çok da pozisyon vermemişlerdi kötü oyunlarına rağmen.. Ancak bu değişiklikten sonra, ikinci yarı Barcelona fırtınası şeklinde başladı..

48. dakikada Henry, adeta alamet-i farikası olan, soldan bomboş gelip sağ ayağına çekip bulduğu belki de 100 golden birine benzer pozisyonda van der Sar'ı geçemedi..50. dakikada Messi, Eto'o'nun ara pasında bir adım geride kalırken, 53. dakikada Xavi'nin direkten dönen topu kafalarda atamayana atarlar mı acaba izleri bırakıyordu.. Nitekim bu toptan sonra bir 3-4 dakikalık Manchester baskısı oluştu; o dakikalarda da Park'ın altıpasta vuramadığı kafa ile pozisyonları.. Sonrasında 70. dakikaya kadar orta alan mücadelesine dönen bir maç..


ve Messi.. ve ilah.. bana göre doğru vuruşu yapmak, futbolcunun zekasını gösterir. İsterse dogru vuruşu yanlış yapıp, dağlara taşlara atsın.. Messi pek kafa golü atmayan bir oyuncu.. Ancak o pozisyonda, Xavi'nin ortasında oraya giden topa yapılabilecek tek bir vuruş vardı ve Messi o yapılabilecek tek vuruşu, hem de pek kullanmadığı kafasıyla yapabildi.. Benim diyen forvetler, o kafa vuruşunu yapamazlar.. Ancak zeki futbolcular, isterse kafacı olmasınlar, örneğin nice güzel kafa golleri atan Suat Kaya, Alex de Souza gibi, zekalarını bu pozisyonlarda kullanırlar.. 

Messi'nin golüyle biten maç..Aslında bir dakika sonra Ronaldo golü bulabilse ve 2-1 olsa belki umutlanabilirdi Ferguson.. Sahadaki oyuncular peki? Hiç sanmıyorum. Maçın hiç bir anında o inanmışlığı göstermedi United'lı oyuncular..

Alex Ferguson ilk kez Şampiyonlar Ligi finalinde kaybederken, büyük hatalar yaptı. Ancak bence ilk başta O'nu yanıltan Abidal ve Alves'in yokluğuydu.. Kanatları daha iyi kullanabileceğini varsaydı ve Rooney'i de kanata attı. Giggs'i de aynı anda oynattı..Rooney'nin giderek pasifize olduğunu süzemedi. 

Guardiola'ya gelirsek.. Gelmeye gerek yok aslında.. Xavi'si ve Messi'si olan bir adam ne yapsa da bir şekilde kazanabilir..


Tebrikler Barcelona.. Tebrikler Xavi.. Tebrikler Messi.. Başlıkta söylediğim gibi, "her ne olursa olsun" en iyisi sizdiniz bütün sezon boyunca..

ve..

Beter ol dünyanın en itici futbolcularından Ronaldo..Ne oldu?


Maçın adamı: Xavi
Maçın taraftarı: Barcelona seyircisi
Maçın sözü: " 1-0 kazanmıştı United Porto'yu yenerken.." - İlker Yasin

" United'lı oyuncularla aynı otelde, hatta aynı katta kaldım. O kadar stresliydiler ki, bir kaçına sordum, bir şey söyleyemediler.." - İlker Yasin ( Ne sordun, ne söyleyemediler?)

"Ronaldo'yu Barcelona seyircisi ıslıklıyor, çünkü İspanya'ya dönersem Barcelona'ya değil, Real Madrid'e dönerim demişti.." - İlker Yasin (Ronaldo Portekizli be adam, İspanyol değil ve orda oynamadı..)


Devamı

Simona Halep Sakatlandı..!

Simona Halep sakatlandı ve bıçak altına yatıyor.. demek isterdim..Ancak bu aslında yarı doğru bir gerçek..

1991 doğumlu, Romanya'nın yeni tenis yıldızlarından Simona Halep, resimde gördüğünüz fazlalıkların tenis performansını etkilediğinden dem vurarak, bir operasyonla göğüs ölçüsünü küçültmek istediğini açıklamış. En son Pınar Altuğ'un fi tarihinde gerçekleştirdiği operasyonun bir benzerini yaptıracak olan Simona'nın bu hamlesinin önüne bence en önce TV yayıncıları geçmeli.. Anna Kournikova gibi bir tenis felaketi dahi yıllardır güzelliğinin sayesinde ekmek yediyse, bırakın 17 yaşındaki Simona'mız da fazlalıklarından yararlansın.. Aksi taktirde çeşitli ülkelerin Romanya büyükelçiliklerine karşı yürüyüşe geçmeye başlayan erkek güruhlarını gözümde şu an bile canlandırabiliyorum!

Şaka bir yana, ATP sıralamasında 258. sırada yer alan bu genç tenisçi, muhtemelen yeteneğiyle asla yer bulamayacağı sayfalarda bu açıklamasıyla yer almış oldu.. Köstenceli, Hagi'nin hemşehrisi bu genç kızımız devamını getirebilecek mi hep birlikte göreceğiz..

Bu vesileyle haftasonu başlayan Roland Garros turnuvası hepimize hayırlı uğurlu olsun efendim. Yoğun iş koşulları nedeniyle pek izleyip yazamayacağım gibi gözüküyor, ancak en azından final maçlarında ekran başında olacağım..
Devamı

Aykut Kocaman: "Ne kokar, ne bulaşır.."

Aykut Kocaman gelecek sene Ankaraspor'un başında olmayacak..

Türk futbolunun nadir adam gibi adamlarından biri Aykut Kocaman. 

Ama hadi artık itiraf edelim; hiç de iyi bir teknik direktör değil Aykut Kocaman.. 

Aykut'un oynattığı futbol konusunda, bugüne kadar bana en doğru gelen tarifi babam yapmıştı: "Ne kokar, ne de bulaşır.." Gerçekten de Aykut Kocaman'ın teknik adamlığını yaptığı takımlar, sürekli pas yapmaya, topu ayağında tutmaya yönelik bir oyun oynamaya çalışsa da, ceza alanı çevresinde etkili olmaktan hep uzak kalmış, topu ayağında fazla tutmanın başarı olduğunu sanmıştır. 

2000 yılından beri yardımcı, 2003 yılından beri de teknik direktör olarak sürdürdüğü antrenörlük hayatında elle tutulur hiç bir başarısı yok. 2003-04 yılında İstanbulspor 1 puan farkla ligde kalabilmişti. Bir sonraki sezon Malatyaspor'a gitti, ancak sezonu tamamlayamadı. Sonrasında aynı senaryo Konyaspor'da da işledi..Daha sonra Ankaraspor'daki başarısızlığından sonra kendini nadasa çekti, tekrar Ankaraspor'a döndü; başarılı başladığı sezonda, ikinci yarıda neredeyse küme düşme potasına girecekti takımı..

Bütün bu başarısız yıllara rağmen, adamlığı sayesinde, Radikal Futbol ekiyle medyamıza hakim olmaya başlayan genç-romantik-futboldan gelmemiş-eski solcu yeni yazar tipleri tarafından hep yüceltildi Aykut Kocaman.. Aykut hocam da hocam dediler.. Başarısızlığından ötürü kendini nadasa çektiği dönemde, bakın öyle diğer antrenörler gibi sık takım değiştirmiyor dediler, ancak prensip nedeniyle ayrıldığı Ankaraspor'a geri gelişine hiç ses çıkarmadılar.. Türk medyasının her şart altında koruduğu adamlardan biri oldu Aykut..

Başka bir ülkede bu performansla hiç bir teknik adamın adı Milli Takım için geçemez örneğin.. Ancak Fatih Terim'in ayrılmasıyla, şimdilerde bile ara ara dillendirildiği üzere, Milli Takıma aday hocalardan biri olarak gösteriliyor Aykut Kocaman.. Hangi başarısıyla, hangi teknik adamlık kabiliyetiyle?

O yüzden, O'nu ön plana çıkaracak, övecek bir dolu yazı arasında, varsın biz de Kral Çıplak! diyelim.. Aykut kötü bir teknik direktör diyelim, "ne kokar, ne bulaşır.." diyelim..
Devamı

Galatasaray'ın Derbi Şanssızlıkları Volume 789508..


Aynı futbolu Fenerbahçe, Beşiktaş'a karşı oynasa, muhtemelen skor 1-5 olurdu..

Galatasaray oynayınca 2-1 oluyor..

Bunu sadece şansla açıklamak da mümkün mü bilmiyorum..

Ancak tüm Galatasaraylılar biliyordu ki, maç 0-0 giderken, topla oynama yüzdeleri 66'ya 34'ü gösterirken, Galatasaray birbiri ardına pozisyona girerken dahi, birazdan abuk subuk olmayacak bir gol yenebilir.. Nitekim yendi de.. Ardından aynı filmi ikinci yarıda bir kez daha yaşadık.. Yine pozisyona giren, oynayan Galatasaray, ancak skoru bulan Beşiktaş..

Sadece şans mı?

Büyük oranda şans olmakla birlikte bence başka bir takım faktörler de var bu senelerin derbiler başarısızlığında..

Öncelikle elbette psikolojik etmenler. Bana göre psikoloji, sporda yetenekten bile önemlidir. Yıllardan beri bunu iddia ederim. (Mustafa Denizli de bu iddiamın benzerini senelerdir dile getirir satır aralarında..) Çok yetenekli oyuncular dahi, o yeteneklerini ön plana çıkaran psikolojik etmenlerden soyutlanınca, yetenek fakiri haline gelebilirler.. 

Galatasaray'ın 10 senedir Kadıköy'de galip gelememesi, 13 yıldır İnönü'de tek bir galibiyetinin olması, öylesine bir psikolojik çöküntü yarattı ki, ne oralara giderken futbolcu tam inanıyor, ne de tam inansa dahi, bir küçük hatada geri düştüğü anda, "ulan yine biz oynayacağız, bunlar kazanacak" psikolojisine girmekten sıyrılamıyor.. Bu da vuruşlarında, kademesinde, oyun konsantrasyonunda hataları beraberinde getiriyor.. 

İkinci etmen olarak, Galatasaray'ın yıllardır hücumda ve savunmada duran toplarda bir türlü başarılı olamaması. Günümüz futbolunda büyük takımlar artık birbirine o kadar yakın ki, çoğu zaman sonucu belirleyen duran toplar oluyor. Lakin Galatasaray bu duran toplardan derbilerde hemen hiç gol bulamamasına karşın, hemen hepsinde de boncuk misali bir tane duran top golü yiyor.. Bu da yukarıdaki psikolojik çöküntüyle iç içe geçiyor..

Üçüncü etmen olarak, Galatasaray taraftarının sahip çıktığı oyuncuların, ya da şöyle diyelim, Galatasaray taraftarının iyi oyun olarak nitelediği futbolcu tipinin tarifi bana göre ön plana çıkıyor.. Örneğin, bu maçta 100 Galatasaray taraftarına sorsanız, 99'u Arda'nın mükemmel oynadığını söyler.. Oysa Arda orta sahada sürekli iyi şeyler yapıyor gözükmesine, her aldığında 2-3 çalım atmasına rağmen, ilk yarıdaki Kewell'a pası hariç en 4-5 pozisyonda pas vermesi, oyunu açması gereken noktalarda bunları yapmamış ve çalım sevdasıyla topu kaptırmıştır. Ancak topu kaptırana kadar yaptığı iki çalım göze hoş gözüktüğünden iyi oynadı olarak değerlendirilir. Oysa sonuca etki anlamında oldukça zayıf kalmıştır. Galatasaray'ın son senelerdeki derbi hüsranlarında orta sahada hakim olup, ceza alanı çevresinde üretkenlik getirmeyen bu tip futbolun ön plana çıkarılması da bence bir başarısızlık nedenidir.

Herşeye rağmen, yine de Galatasaray taraftarı bugün başı dik geziyor; Beşiktaşlının içinde ise adamlar bizden daha iyi oynadı ama şanslıydık düşüncesi var. O yüzden mutsuz yatmıyorum, ama bu derbi ritüelinden de sıkıldım artık..
Devamı

İngiltere'de Küme Düşenler


Son 4 haftaya girilirken Britanya'nın kuzeyinde yer alan 4 takım (Sunderland 36p, Hull City 35p, Newcastle United 34p, Middlesbrough 32p) West Brom'dan sonra küme düşecek son iki takım olmamak için mücadele edeceklerdi. Mücadele de etmişlerdir muhtemelen; Spormax kanalı gereksiz bir şekilde diğer kanallarla ortak yayınla TSL maçlarının önünü yayınladığı için, izleyemedik. 

Lakin bu izleyemediğimiz "mücadele"nin ne kadar kelimenin anlamını doldurduğu tartışılır. 

Çünkü küme düşmemek için oynayan 4 takım da yenildiler. Sonuçlar şöyle:

Sunderland 2 Chelsea 3
Hull City 0 Manchester United 1
Aston Villa 1 Newcastle United 0
West Ham United 2 Middlesbrough 1

Yukarıda verdiğim puan durumu dahilinde, Newcastle United ve Middlesbrough hem küme düşmüş, hem de en az 30 milyon poundluk Premier Lig gelirlerinden mahrum kalmış oldular. 

İngiltere'nin en büyük stadyumlarından birine sahip olan ve sürekli full oynayan Newcastle, şampiyonluk mücadelesi verdiği günlerden bugünlere her sene yanlış kararlar alarak, yanlış transferler yaparak adeta tırnaklarıyla kazıyarak geldi. Sezon ortasında takımı emanetçi hoca Joe Kinnear gibi abuk birine teslim ederek zaten bugünlerin fitilini yakmışlardı..Yedikleri golü, senelerdir hiç bir şey vermeyen Damien Duff'ın kendi kalesine atması da ayrı bir ironi olsa gerek..Düşmek onlar için dip noktasıdır; bundan sonra toparlanabileceklerini öngörüyorum ilk şoku atlatabilirlerse..

Öte yandan, yıllardır boş tribünleriyle, renksiz futbollarıyla Premier Lig'de sırıtan, "Tuncaylı Middlesbrough" mümkünse bir daha yükselmesin lige..

Sunderland ile Hull City de çok sevinmesin; seneye de bu potada yer alacaklardır..
Devamı