Emirates Cup'taydim - Milan 1 Lyon 1 / Arsenal 3 Celtic 2



Bugun, bu sene dorduncusu duzenlenen Emirates Cup'in final gununde Emirates Stadyumundaydim. Oncelikle Milan-Lyon macini, sonrasinda ise Arsenal-Celtic maclarini izledim.

Milan-Lyon maci tipik hazirlik macinin otesine gecmedi. Elbette bunda, her iki takimin dun de bir musabaka oynamalarinin payi buyuktu. Maca hizli baslayan, oyunda genelde hakimiyeti elinde bulunduran takim Lyon olmasina ragmen, Milan'in bu genc kadrosuyla yine de maci kazanmaya yaklasmasi, buyuk takim huviyetinin nasil bir sey oldugunu gosteriyor bize. Son iki senede 2-0'dan mac vermeye alisan Galatasaray'in buyuk takimliktan ne kadar uzaklasmaya basladigini yuzumuze carptigi gibi..

Macla ilgili kisa notlarim:

  • Marco Amelia, Milan icin son derece dogru bir kaleci tercihi olmus. Buffon'dan sonra zaten Italya'nin en iyi kalecilerinden biri olarak gosteriliyordu; Milan'da daha buyuk bir cikis yapabilir. Milan'in iyi bir kaleciye cok ihtiyaci var senelerdir..
  • Seedorf, resmen yasli kurt. Artik hucumun arkasinda degil de, defansin onunde oynuyor ve tam da bu aralar Galatasaray'in ihtiyaci olan futbolcu goruntusu verdi. Cok cevval, basan degil; ama top ayagina geldiginde dogru yere acan, oyunun yonunu degistiren, defansin oyun kurma yukunu onlarin uzerinden alan bir oyuncu. Keske yasina ragmen, Turkiye'de bir iki sene izleyebilseydik..
  • Flamini oyunda kaldigi tum ilk yari boyu her topu ayagina aldiginda Arsenal taraftari tarafindan yuhalandi. Her zaman dedigim gibi, bizdeki Ingiliz hayrani ezik NTVSpor tarzindaki kanal yorumculari-spikerleri, her daim efendim hic Ingiltere'de boyle seyler oluyor mu tadinda takilirlar, misal Galatasarayli veya Fenerbahceli taraftarlar rakibe giden bir oyuncuyu yuhaladiklarinda. Bakiniz efendim oluyor; hem de ezeli rakibi olmayan bir takima gitmis bir oyuncu yuhalaniyor.
  • Flamini demisken, sene basinda adi bizimle gectiginde, kendisini sevmedigimden burun bukmustum, ama bugun izledigim Flamini orta sahamiza cok canlilik katardi. Gecmis olsun tabii; Polak nere, Grella nire, Flamini nire?
  • Yillarin efsane beki Zambrotta.. Artik bayagi agirlasmis..
  • Borriello harika bir yedek forvet bir takim icin. Bence Milan kalibresinde bir takimin birinci forveti olmamali, ancak ne olursa olsun yedekten gelecek bir Boriello her takim icin kazanctir..
  • Milan'in forvette oynattigi 1992 dogumlu Simone Verdi, cok ham henuz. Lakin kumasi var. Yine de bu sene bir iki mactan baska sans bulamaz.
  • Pato.. Bu cocukta ne buluyorlar cidden anlamiyorum.. Cok esnek bilekleri var, kabul.. Cok iyi bir kumasi var kabul.. Ama ne zaman izlesem, boyle gamsiz, pek dunya umurunda olmadan. yavas tempoda oynayan bu oyuncu hicbir zaman A sinifi topcu mertebesine ulasamaz benim gozumde. Aklini basina devsir Pato! :)
  • Lyon'daki Milan Pjanic.. 1990 dogumlu.. Hani bizde Arda Turan'a 20 milyon euro fiyat biciliyor ya.. Pjanic o zaman 80 milyon Euro olmali.. Bu Bosnak cocugun adini daha cok duyacagiz. Tam bir 10 numara. Son hareketlerde hala biraz ham, ancak bunu da gelistirecegi o kadar belli ki.. Oyun zekasina, teknigine hayran oldum. Lyon Juninho'dan sonra muhtesem bir 8 numaraya daha sahip..
  • Bizim icin adi gecen Ederson'u hic begenmedim. Gelip de takimin yerlerde surunen kalitesini bir anda yukari cekebilecek bir isim hic degil. Bu isimlere bakiyorum da, ah Lincoln ah, ne futbolcuydun sen diyorum..
  • Fenerbahce icin adi gecen Gomis'i izledim. Ah Allahim ne olur alsinlar dedim mac boyu. Guiza'yi opup baslarina koyarlar. Guiza hakikaten son vuruslarinda guvenini kaybetmis bir isim ama, topsuz oyunda yaptiklari, surekli pozisyon bulmak icin yaptigi kosulariyla bu Gomis'den cok daha iyi futbolcu bana gore..
  • Sol bek pozisyonunda oynayan Aly Cissokho'nun adi bir sure bizim icin gecti. Futbolcuyu bugun izledikten sonra diyebilirim ki, birakin genc Galatasaraylilarin hayalleriyle oynamayi. Super bir sol bek. Bir iki sene sonra A klas bir takima transfer yapar..
  • Yine bizim icin adi gecen (Lyon'un yarisi transfer sezonunda gecmis bizim basinda anlasilan), Kallstrom ise 10 dk oynadi sadece. Cok fazla topla bulusmadi, ama sahadaki durusu sanki bana cok kalinlasmis gibi geldi; hani boyle belini donduremeyen oyuncular vardir ya, oyle.. Yine de 10 dakika ile yorum yapmamak lazim tabii..
Sonuc olarak, Milan-Lyon maci Borriello ve Briand'in karsilikli golleriyle 1-1 bitti. Her iki takim da turnuvadaki iki macindan beraberlikle ayrilmis oldu..

Mactan cektigim cesitli fotolar hemen asagida.. Arsenal-Celtic mac yazisi da bu fotolarin altinda.. Celtic taraftarlarinin harika fotograflariyla birlikte..



Arsenal-Celtic macina gectigimizde ise, macin oncesinde Highbury Stadindan getirilip Emirates Stadyumuna takilan nostaljik saatin bulundugu kale arkasinda yerini alan Celtic taraftarlari, macin hazirlik maci atmosferinden farkli gececegini belli ediyorlardi. Hakikaten tum mac boyu da, hic susmadan takimlarina destek olarak, Celtic taraftarlarinin hakli unlerini nasil elde ettiklerini gostermis oldular.

Maca Arsenal cok hizli basladi. Theo Walcott ile sag taraftan israrla geldiler ve henuz 3. dakikada 19 yasindaki yetenekleri Jack Wilshere'in ara pasina hareketlenen Walcott'un asistinde Vela ile golu buldular. Bu dakikadan sonra da tum ilk yari boyunca Arsenal Celtic'i yari sahasindan cikarmadi denebilir. Celtic'in acikcasi ana ilk 11'ini vs. bilmedigimden, bu zayif goruntuleri sahaya surdukleri onbirle mi ilintiliydi yorumlayamadim. Ancak Arsenal'in Clichy, Djourou, sakatligini atlatmis gozuken Rosicky, bir kac yil icinde Ingilizler'in yeni Joe Cole'u olup magazin basinlarini mesgul edebilecek Jack Wilshere ve yine orta sahaya genc Afrikali on libero kontenjanindan kattiklari Frimpong ile Celtic orta sahasini ezdigi asikardi.

Nitekim pozisyonlari bulan da Arsenal idi, 45. dakikada Sagna ile 2-0'i bulan da.. Ancak ilk yarinin en guzel ani, genc Wilshere'nin kornerden gelen topa gelisine vurdugu volenin direkte patladigi andi. Hani bazi pozisyonlar vardir, gol olmamasi futbol adina cok huzun vericidir ya, iste o anlardan biriydi bu pozisyon.. Ah o kale direkleri, ne gollere engel oldu yarab!

Ikinci yariya Arsenal yine hizli basladi ve yine Walcott ile gelistirdikleri atakta, ikinci yarida oyuna giren Nasri ile skoru uclediler. Sonrasinda Celtic 60. dakikada 3 oyuncu degisikligine gitti.. Ne olduysa da ondan sonra oldu.. O zamana kadar cok fazla rakip kalede pozisyon uretemeyen Celtic, once penalti kazandi - bunu 60. dakikada oyuna giren oyuncularindan Samaras disari attiysa da, sonrasinda Murphy ve Sung-Yueng ile skoru 3-2'ye getirmeyi basardi. Kalan dakikalar baska gole izin vermedi ve hem macin hem de turnuvanin galibi Arsenal olmus oldu.

Celtic ise bu ilk canli izledigim maclarinda benim gonlumu taraftarlariyla fethetti. Susmak bilmediler. Skor 3-o'ken dahi tezahuratlarina devam ettiler. Yine 3-0'ken "You'll never walk alone" u soyleyip Arsenal taraftarini cildirttilar ve bastira bastira oyuncularinin en azindan kendilerine seref verecek bir iki gol atmasi icin her seyi yaptilar. Sonunda da 3-2 ile kaybetmis dahi olsalar, baslari dik ayrildilar sahadan. Sanirim Iskoclarin kaderi bu.. Serefleriyle kaybetmek Ingilizlere..

Emirates Stadina daha once de gitmistim, dolayisiyla stadyumun ne kadar harika oldugunu biliyordum. Tek dilegim Seyrantepe'nin bunun yarisi olmasi.. Gerci biliyorum ki, stadyum harika da olsa, koltuklarini Emirates gibi de yapsalar, yine ornegin hayvanmis gibi o koltuklarin uzerine cikip izlenecek maclar, ayaklar yine perisan olacak. Sanki normal yerde ayakta durunca ayni sey olmuyormus gibi. Yine mac sonrasinda izdihamlar olacak. Metroya giris cikista polis nizami saglamadigi, kimse kimseye saygi gostermediginden herkesin birbirini ezme cabasini gosterdigi anlarda, insan maca geldigine kufredecek.. ve bizim cocuklarimiz seneler sonra da Seyrantepe stadi yikilip, Bosluktepe stadi yapilirken bunlari soyleyecekler.. Ne kadar aci..

Neyse, burda noktayi koyup, bu macin fotograflarina gecelim..


Devamı

Bana Galatasaray'imi geri verin!

Lakin bu durum bile Galatasaray hakkinda dusunmeme engel degil. Uzun zamandir yazmak istedigim seyler var, icimde biriktirdigim.

Galatasaray benim icin cok farkli. Cogu kimse icin aptalca gelebilir, ama hayatimi tarif eden ana bir kac unsurdan biri. O kadar cok seviyorum.

Ancak son bir kac senede icimde beliren bir baska duygu daha var. Ust kimlik olarak, hayatimin bir parcasi olan, cok sevdigim, canim Galatasaray’imi olusturan tum alt kimliklerden nefret etme / duydugunda-gordugunde irkilme duygusu.

Galatasaray Yonetimi diyorsunuz.. Irkiliyorum.. Fenerbahce baskaninin dumen suyuna girmis, 1992’de toy bir yoneticiyken yarattigi efsaneyi bir cirpida silebilecek noktaya gelmis bir baskandan, O’nun altindaki kamuoyunda agirligi olmayan, pasif eleman yoneticilerden, ayni tarz soylemlerden nefret ediyorum. Galatasaray’in yoneticilerine bakiyorum, bir tane iclerinde ornek alabilecegim adam goremiyorum. Aldiklari aptalca kararlardan nefret ediyorum.

Galatasaray Kongre’si diyorsunuz.. Hala ayni isimlerin cevresinde donup dolasip bize yukaridaki paragrafda nefret ettigimi soyledigim yonetim modelleri sunmaktan oteye gecemeyen yapidan irkiliyorum. Yanlis anlamayin, Adnan Ozturk de secilseydi, emin olun bu kadar irkilirdim yine sanirim Galatasaray’i sarip sarmalamis yonetim sekillerinden..

Galatasaray taraftari diyorsunuz, irkiliyorum,,OK, let’s go’lu tezahuratlari aklima geliyor, urperiyorum. Aptalca isimlere sahip cikip, sahip cikmalari gereken yerde sirt cevirdiklerini dusunup kahroluyorum. Internetteki yansimalarinin toyluklarindan, internette kose baslarini tutmus toylarin Galatasaray uzerinden CM dedikleri oyunu oynarcasina Internet kamuoyu yaratmalarindan, Galatasaray’in Internet camiasinin yeterince akilli olmamasindan ve de buna ragmen yonetimin yakin takip altinda tuttugu bu Internet platformlarindan cok fazla etkilenmesinden de nefret ediyorum.. Kimseyi begenmeyen, etikci gozukup, klasik Galatasarayli yumusakligini sergileyen taraftarlardan nefret ediyorum. Yumusak olmayayim deyip, bunu yanlis algilayan; dogru yerde, takiminin hakkini koruyacak keskin tepkiler vermek yerine, tepkiyi siddet sanan Galatasaraylilardan da nefret ediyorum..

Galatasaray futbolculari diyorsunuz, yine iclerinde bir tane akilli adam barindirmayan bu guruhtan da her gordugumde uzaklasasim geliyor. Bakin daha yeteneklerine laf etmedim. Galatasaray’in orta sahasinin ortalama bir Anadolu takimindan kotu olmasina tahammul edemedigimden bahsetmiyorum. Kendisini bir sey sananlarindan, akilli oldugunu dusunup, cin olmadan adam carpanlarindan nefret ediyorum.

Galatasaray Teknik Kadrosu diyorsunuz; hala bu takim icin burda bir seyler yapmak uzere olduklarini hissettiremediklerinden oturu soguyorum. Hala Mustafa Sarp’in 11 ciktigini gorup, 20 senede izledigim binlerce maca lanet ediyorum. Bir efsane olarak daha gelen ismin daha, basari hikayesi yaratamamasina uzuluyorum..Galatasaray’in 10 senedir, iki macta bir kica-basa carpan toplardan gol yemesine, duran toplari hala savunmayi bilememesine ise artik sadece guluyorum.

Galatasaray’li eski futbolcular diyorsunuz.. Her biri cacik beyinli olup, kendi egolari adina hem kendilerini hem Galatasaray’i kucuk dusuren bu guruhtan nefret ediyorum..

Galatasaray tandansli basin diyorsunuz.. Yayinci kuruluslarda bir tane Galatasaray kamuoyuna yon verecek pozisyonda adam yetistiremeyen, isi gucu, dedikodu-entrika, cikar iliskisi olan bu topluluktan tiksiniyorum..

BANA GALATASARAY’IMI GERI VERIN YAHU!

Kim nasil yapacaksa, bir sekilde yapsin. Ben asik oldugum Galatasaray’imi yeniden istiyorum. Benim. Milyonlarin taptigi Galatasaray bu degil. Bu baska bir sey.. Durusuyla, bunyesinde ona yon verenlerle. Onu temsil eden taraftariyla, camiasiyla, farkli bir olusum bu..

Bu olusumun acilen bir terapiye ihtiyaci var. Nasil olur, ne sekilde olur bilmiyorum ama, Ozhan Canaydin’in actigi yoldan giden 2000’lerin Galatasaray’i zihnini kaybetmis bir organizma gibi.. Kendisini yaratan tum unsurlarla birlikte..

Nasil akil sagligini kaybetmis bir yakinimizdan uzaklasamazsak, Galatasaray’dan da uzaklasamiyoruz. O kadar cok seviyorum ki, su an o kadar isten firsat buldugum ilk anda O’na dair yazi yaziyorum...

Ama bilsin ki, artik bu goruntuden keyif almiyorum..

Devamı

Sit-comcular pek de entel canim..

Kelebek yazari Cengiz Semercioglu’nun dunku yazisindaki bolumlerden birisi tipki asagida alintiladigim gibiydi. Once onu okuyalim hep beraber:

“Kendime ödev

Evde nereden elime geçtiyse, yillar sonra Quills’i (Düslerin Efendisi) yeniden taktim DVD’ye...

Sadizm kavraminin yaraticisi Marquis de Sade’in hayatini anlatan bir film bu.

Geoffrey Rush ne güzel oynar bu filmde...

Ama ben bu filmde en çok akil hastanesindeki delileri oynayan küçük rolleri begeniyorum.

Quills’in üzerine bu yaz sicaginda Sodom’un 120 Günü’nü tekrar okumak çekilmez ama Pasolini’nin Salò o le 120 giornate di Sodoma’sini tekrar izlemek farz oldu artik.”

Okudunuz mu? Cengiz Semercioglu da bir kere daha okusun hatta. Okudugu anda da, onundeki bilgisayarin kapagini kapatalim ve kendisine hizlica arka arkaya soralim:

Sadizmin kavraminin yaraticisi kimdir Cengiz? Ha?

Pasolini’nin hangi filmini tekrar izlemek istiyorsun? Bir cirpida soyle bakalim?

Geoffrey Rush’in en sevdigin iki filmini soylesene Cengiz? Ha? Cabuk soyle Cengiz..

Bu sorularimiza, bir dakika once kendi yazdigi yazisini okuyan Cengiz Semercioglu cevap verebilecek midir acaba?

Hastasiyim, bu sit-com gazetecilerinin, kendilerine olmadik bir entel kimlik yukleme cabalarinin..

Cengiz Semercioglu gibi son yillarda bir sekilde turemis, Fatih Altayli’nin Hurriyet’ten ayrildigi donemde O’na saldirarak kosesindeki yeri saglamlastirmis, Medyatava.com sitesinin sahibi olarak Medya uzerinde her daim kullanabilecegi bir guce de kavusup, kendisini olmadik yerlerde bulmus bir ismin neyinedir entellektuellik? Hayir bunu Ertugrul Ozkok yazsa, Kanat Atkaya yazsa, sig durmaz. Ama sizin gibiler uzerinde sig duruyor Cengiz Semercioglu. Bir sekilde cok iyi bir yer edinmissiniz Hurriyet gibi bir gazetede. Birakin kendinizde olmayan ozellikleri varmis gibi gosterme cabalarini da, bulundugunuz yere odaklanin, polemik yazin, dedikodu yapin, bunlardan nemalanin.

Bana da Sadizm kavraminin yaraticisini andirmayin..

Devamı

Aykut Kocaman’li Fenerbahce

Basliga bakip bunun teknik bir analiz oldugunu sananlari uyarayim. Bu yazi boyle bir amac gutmemektedir.

Aykut Kocaman’a yonelik goruslerimi, gectigimiz yil, henuz kendisinin Fenerbahce ile ne sportif direktorluk ne de teknik direktorluk anlaminda bir ilgisi yokken yazmistim. Ilgilenenler buradan okuyabilirler.

Oncelikle itiraf edeyim ki, bu yaziyi yazarken objektif degilim. Ne acidan objektif degilim? Aykut Kocaman’in Fenerbahceli olmasi, benimse Galatasarayli olmam acisindan mi? Kesinlikle hayir. Objektif olmama gerekcem Aykut Kocaman gibi insanlari sevmememdendir.

Nedir Aykut Kocaman’da sevmedigim?

Aykut Kocaman tarzi adamlar, kendilerine bictikleri rol geregince hep kamuoyunun takdirini almaya yonelik aciklamalar yapmaya, adimlar atmaya calisirlar. Onlar icin varsa yoksa kendileri vardir. Eger medyada, adama bak, aferin yahu ne kadar etik, ahlakli bir adam dedirtirlerse, O’nlardan mutlusu yoktur. Bu manada 7 yil sonra sampiyon olmus bir takimin oyuncusu ve sampiyonluk golunu atmis adam olarak, kameralarin karsisina olu gibi bir suratla cikip, o malum, simdi sampiyon olduk diye sevincliyiz ama biz degil de Trabzonspor olsaydi her sey tersi olacakti, bu yuzden Trabzonsporlu arkadaslarim icin uzgunum mealindeki aciklamayi yapabilirler. Yahu sporun zaten dogal kaderi bu degil midir? Bir kaybeden ve bir kazanan her zaman olacaktir; bunu sanki efendim Turkiye cok acimasiz, kaybedenler yerden yere vuruluyor, boyle olmamali gibi abuk bir duzleme baglayip, medyadaki kafasi cok calismayan ama etikci gozukerek prim yapmaya calisan kesimlerin takdirini almaya calismanin anlami nedir?Ben bunu, kendi takimini desteklemek icin degil de, bazi anlar sadece biz ne kadar iyi taraftariz oley oley diye gostermek adina tezahurat yapan Besiktas taraftarindaki o kendini begendirme gudusune benzetiyorum. Her iki ornekte de kahramanlar, esastan koparlar, bagli olduklari kurum, takim vs. her neyse ondan izole olup, kendi sahislarini on plana cikarmaya calisirlar..

Nitekim Ali Sen de tipki benim gibi dusunmus ve kendisine direk yol vermisti.

Sonrasinda Aykut Kocaman’in teknik adamliginda da hep benzer cizgi devam etti. Aslinda icerigi cok dolu olmayan, ama hep bir cok hassasmis, cok etikmis kisvesi altinda insanlardaki Aykut Kocaman duzgun adam algisini goze goze sokmaya calisan bir tarz. Kiminize sempatik gelebilir, ama beni oldukca iter bu tarz.

Cunku samimiyetine inanmam. Neden samimiyetine inanmam biliyor musunuz? Inanmam zira, Sportif direktor oldugu sene teknik direktorunun arkasindan oyunlar ceviren, hani o issiz kaldigi donemlerde, efendim ben yarim sezonda bir takimin basina gecmeyi etik bulmuyorum deyip medyadakilerin sak saklarini alan, ama konu gorevinin basindaki hocasinin azledilip kendisinin Sportif Direktor sapkasindan teknik direktorluk sapkasina evrilmesi soz konusu oldugunda, cikip siz ne diyorsunuz, bu benim senelerdir zikrettigim prensiplerime aykiri diyemeyen bir adamin samimiyetine inanamam. Besbelli ki, tum sezon boyunca Daum’un altini oymus ve sene sonunda da hayal ettigi konuma ulasmistir.

Yanlis anlamayin, bu ihtiras gayet anlasilabilir bir durumdur. Lakin, anlasilamayacak olan, hem boyle ihtirasli biriyken ve geregini yaparken, hem de ben ululardan bir uluyum, cok etigim, cok ahlakliyim diye gecinmektir.

Iste bu sartlar altinda Fenerbahce’nin basina gecen Aykut Kocaman, teknik direktorluk yetileriyle olmasa da, medya ile iliskileri anlaminda son senelerde bu anlamda buyuk zorluklar yasayan Fenerbahce Yonetimi icin bir sanstir. Medyada kose baslarini tutan cogu etikci yazarin skalasinda, Aykut Kocaman baskalariyla karsilastirilamayacak derecede yukaridadir ve uzun sure korunmaya yetecek kadar kredibilitesi vardir. Haftasonu bir mac kotu mu gitti Fenerbahce icin? Hemen ilk tonlamayi aksam programinda arkadasi Ridvan Dilmen yapacak, Aykut Kocaman icin belirebilecek soru isaretlerinin, elestirilerin buyuk kismini bertaraf edecektir kamuoyunu yonlendirebilme gucuyle. Sonrasinda, Ridvan’in yeterli olmadigi noktada, gazetelerde Gurcan Bilgic’iymis, Mehmet Demirkol’uymus cesitli Fenerbahceli yazarlar hemen devreye girecek ve kamuoyundaki Aykut Kocaman algilamasini basariyla kurgulayacaklardir. Taa ki, artik Aykut Kocaman’li Fenerbahce’den zerre umit kalmayincaya dek. Ki o durumda dahi, bu sene hoca olarak alisma senesiydi, seneye her sey daha iyi olacak vs diyebilirler.

Demem odur ki, bu sene medya ile toz zerrecigi kadar iliskisi olmayan Frank Rijkaard’li Galatasaray’in isi, sadece bu nedenden oturu olmamakla birlikte, bu nedenden oturu de, oldukca zordur. Kamuoyundaki Adnan Polat ve ozellikle Adnan Sezgin karsiti havaya eklenen karsi tarafin medyaca cok sevilen antrenoru modeli yarisin teknik olmayan kisimlarindaki en buyuk dezavantajlardan biri olarak karsimiza cikacaktir.

Bakalim Aykut Kocaman, 10 sene calistirdigi takimlarda bir Ertugrul Saglam’in yarisi olamamisken, Fenerbahce’de sinif atlayabilecek mi? Yasayip, gorecegiz..

Devamı

9 macin canli yayinlanacak olmasi bir devrimdir!

Turk futbolunun ilerlemesi icin senelerdir gerceklesmesi gerektigini iddia ettigim bir konu, bugun Klupler Birligi toplantisinda karara baglanmis. Yeni sezonda tum maclar naklen yayinlanacak Digiturk'te!

Senelerce yok efendim neden Turkiye Ligi Avrupa'da yayinlanmiyor dediler. Halbuki cogu bilmez ki, Eurosport bir donem Eurogoals programinda ligimizin maclarini vermeye baslamisti. Ancak ekrana gelen goruntuler utanc vericiydi. Oyle ki, sadece bir pilot kamerayla cekilen maclarda, tekrar pozisyonlar kale arkasi yerden cekim yapan aktuel kameralardan yayinlaniyordu.

Bu durum degisti mi? Hayir.. Gecen sene dahi naklen yayinlanan maclar haric tum maclarda bu sistem hakimdi.. Kale arkasindan yerden cekilen pozisyonlarla, birakin seyir zevkini, nice guzel goller, hareketler gume gitti..

Artik 9 mac naklen yayinlanacak ve bu manada (ulke futbolunun genel kalitesinden bagimsiz) artik Turkiye ligini pazarlamak icin bir engel kalmayacak.

Bundan sonraki adim da, senelerdir soyledigim gibi Turkiye'de stadyum ihtilanin yapilmasidir. 9 macin naklen yayinlandigi, her takimin stadinin Avrupai normlarda oldugu bir Super Ligde, her sene gelisen taraftar profili ve lige katilan yildiz oyuncu ve teknik adamlar da eklendiginde, adim adim Avrupa'nin takip edilen liglerinden biri olmamamiz icin hicbir gerekce yok.

Bu manada hem bu karari aldiranlara, hem de yillar sonra da olsa bu karari uygulamaya gecirmeye ayak diremeyen Lig TV'ye tebrikler ve tesekkurler!
Devamı

Campeones, Campeones Oley Oley Oley!

Her iki takimi da cok severim. 1988 Avrupa Sampiyonasi ilk izledigim turnuvadir. Sacchi'nin Milan'inini surukleyen van Basten, Rijkaard ve Gullit'li kadrodaki kaleci van Breukelen'la mahalle maclarinda kaleci olur, Ronald Koeman olarak defanstan top cikarmaya calisir, tabii van Basten olarak gollere imza atardim. Sonrasinda biraz buyudukce, futbol tarihine merak saldikca, Johan Cruyff'u ve O'nun etrafindaki Hollanda felsefesini ogrendikce, her turnuvada Portakallari destekleyen Turklerin arasina katilmistim bile..

Ama bir diger goz agrim daha vardi. O da sari-kirmizi renkleriyle gonlumu celen, her seferinde basarili olmasini istedigim, ancak buyuk turnuvalarda hicbir zaman kupa kazanamamis Ispanya idi.

Iste bu iki takimin dunku finali bu manada benim kucukluk hayalim gibiydi. Ancak itiraf etmem gerekir ki, bu turnuvada ikisiyle de cok ilgilenmedim. Yine de hangisi kazanirsa kazansin, mutlu olacaktim.

Bu hislerle basladigim macin ilk dakikalari tum kamuoyunun beklentisini yaniltmayacak sekildeydi. Ispanya pas yapiyor, Hollanda oyunu kendi yari alaninda kabul ediyordu. Bu manada Ispanya oldukca rahat gozukuyordu. Ne olduysa van Bommel’in sert faulu sonrasi oldu. Bunu takip eden dakikalarda Hollandali futbolcular Ispanyollara karsi her firsatta topla karisik sert mudahalelerde bulunuyor, bazen de De Jong orneginde oldugu gibi, birakin topla karisik olmayi, adam oldurmeye bile tesebbus ediyorlardi. Iste bu goruntu, Ispanyol oyunculari bir nebze korkuttu. Icgudusel olarak toplara girerken cekinmeye basladilar, ayrica sinirleri bozuldu ve bazi pozisyonlarda onlar da rakiple oynamaya basladilar. Bu dakikalardan itibaren Hollanda daha rahat atak yapmaya basladi. Robben’in Casillas’i yokladigi pozisyon ile Mathijsen’in duran topta gelisine topa iska gecmesi cok net pozisyonlar olarak akillara kazindi ilk yarida. Ilk yari biterken, sahada istediklerini yapmis Hollanda goruntusu vardi. Ispanyollari puskurtmusler, mucadele gucleriyle biz bu maci sonuna kadar goturecegiz hissini vermislerdi.

Bu noktada duralim ve Hollanda’nin nasil kendi karakterine bu kadar zit bir oyun sistemiyle `Total tekme` anlayisini benimsedigini sorgulayalim. Benim futbola bakis acimi bilenler, sadece hucum futboldan zevk almadigimi, iyi kurgulanmis defansif bir futbolun yarattigi 0-0’lik bir macin ornegin 4-4’luk bir baska mactan cok daha keyif verebilecegini dusundugumu bilirler. O manada, icine sertligin de katildigi savunma futbollarini hic kucumsemem, nefret etmem. Ancak herkes gibi ben de, bunu Hollanda’ya yakistiramam. Bu oyle bir seydir ki, Hollanda yuzyillar sonra dahi sadece futbolun hucum yonunu, estetigini dusunen bir takim olarak kalabilecek mitolojik bir tarihe sahiptir futbol anlaminda. Bugunun pozitif futbol oynayan Ispanya’sini yarin sirf tekme atan bir takim olarak gordugunuzde yaziklar olsun demezsiniz. Lakin futbolda portakal rengi saga sola tekme atarken gordugunuzde. `tu suratiniza sizin` dersiniz. Sahsen ben boyle dedim.

Bu yuzden mac sirasinda gonul cizgim gitgide Ispanya’ya kaymaya basladi. Nasil kaymasin ki? Topu ayaginda miknatisla tutan Xavi’si, goruntude Serkan Balci ama futbolda bir dahi Iniesta’si, bence dunyanin en buyuk kalecisi Casillas’i ile bu takim bu unvani hakediyor diyordum.

Ancak Ispanya’nin o muhtesem kadrosu dahi futbolda kesin kazanacak bu takim dongusunde degerlendirilemiyor. Eger dun Robben her zaman yaptigini yapip o golu atsa ornegin. Bu tunuvada geri dustukten sonra mac cevirememis bir Ispanya daha da dedike olmus bir Hollanda karsisinda acaba ne yapardi bilemeyiz.

Herkesin izledigi ve degerlendirdigi uzere, ikinci yari tamamen ortada bir macti. Hollanda'nin Robben'le buldugu iki pozisyon, Ispanya'nin Villa ve Ramos'la degerlendiremedigi pozisyonlardan birisi dahi girse bambaska bir mac izleyebilirdik kalan dakikalarda.. Oyuna mudahale anlaminda Del Bosque'nin bu macta oldukca tutuk gozuken ve belli ki akli yari finalde Torres'e vermedigi pasta kalan Pedro'yu cikarip Navas'i koymasi hamlesi, belki aninda maci getirmedi, ancak sonrasinda uzatma dakikalarinda Torres'in de girisiyle, Ispanya'yi hucumda daha taze tuttu her daim olarak. Xabi Alonso yerine giren Fabregas ise adeta forma numarasinin hakkini verip 10 numara rolunden pasajlar sunarken, surekli kaleyi dusundu, iki pozisyona girip bir de golun pasini verdi..Hollanda'da ise Elia hamlesine ragmen, asil hucum gucunu olusturan Robben, Sneijder ve van Persie yoruldukca yoruldular.. Bu manada Ispanya'da sonradan oyuna girenlerin oyunu cozmedeki etkilerinin buyuk oldugunu soyleyebiliriz.

Uzatma dakikalari Ispanya'nin ben daha iyi takimim diye bas bas bagirdigi ilk bolumdu. Gol daha erken de gelebilirdi, ancak 116. dakikada Iniesta 2 sene once Chelsealilerin canini yaktigi gibi Hollandalilari da aglatirken, 4 dakika bile Ispanya'nin bir kac pozisyon bulmasi icin yeter gibi geliyordu gol oncesinde. Hollandalilarin gardi oylesine dusmustu. Gol oncesinde Elia'ya faul yapildigi iddiasi ise butun mac boyu tekme atan bir takim icin son derece acinasi bir iddiaydi.

Neticede, en az Ingiliz meslektaslari kadar sohretli ve zengin olmalarina ragmen, onlar gibi kamptayiz sikildik uhuhuuh yapmayan, 50 gun boyunca hocalarinin deyimiyle tek bir sorun dahi cikarmayan bu genc ve tutkulu kadronun Dunya Sampiyonu olmasi kadar adaletli bir sonuc daha olamazdi, diyecektim ki Altin Top odulunun Forlan'a gittigini gordum ve daha da adaletlisine rastladim..

Boylece 1990'dan beri izledigim en sikici Dunya Kupasi adil sonuclarla bitmis oldu. Yillar sonra, 78 nasil konfetiyle, 86 nasil Meksika dalgasiyla anilacaksa, bu kupa da Vuvuzelasiyla anilacak. Ancak futbol anlaminda bir kac mac haric akilda hicbir iz birakmadan Halit Kivanc'in sesinde olumsuzlesecek..

Bir kez daha tebrikler Ispanya!

Not: Bu yazi Newbury-Londra tren yolculugu sirasinda sikintiyla yazilmistir, yazi da siktiysa ozur dilerim..

Devamı

Futbolda ilk top kontrolunun onemi..

Diego Forlan'in her iki ayagiyla da isabetli ve sert sutlarini, bitiriciligini, oyun zekasini ovebilirsiniz. Ancak Forlan'in butun bu ozelliklerinin yaninda benim icin bir ozelligi en one cikar ki, o da muhtesem ilk top kontroludur.

Bana gore futbolda, bir takimda kendilerine gelen pasin ilk kontrolunu gerek dokunusla, gerek pozisyon alisla en iyi sekilde yapan futbolcularin cok oldugu her takim basarili olmak yolunda rakiplerinin bir kac adim onundedir.

Forlan orneginden yola cikarsak;

Forlan'a gelen top, hangi siddette olursa olsun, ilk kontrol aninda bir kac metre uzaga acilmaz..

Forlan'a top geldigi anda, eger topla bir kac metre sonra bulusmak daha avantajli olacaksa, Forlan bulusabildigi ilk anda topa dokunmaz, ornegin ters donup topun 1-2 metre sonra gidecegi istikamete yonelir ve topla orda bulusur: Tabii ki bu bulusmada rakip kaleye karsi onunu tamamen acmis olmasi surpriz olmaz!

Forlan orneginden yola ciktim, ancak elbette ilk top kontrolune ornek olarak gosterilebilecek cok oyuncu var..Bu manada soylemek istedigim, Forlan'in yeteneklerinden ziyade, bir oyuncunun ilk bulusma anindaki dokunusuyla ortaya cikan teknik yetenegi ile topla nerede, nasil bulusacagini ayarladigi oyun zekasi bilesenlerinin hem oyuncunun sinifinin belirlenmesinde cok onemli bir yer tuttugu, hem de dogal bir sonuc olarak oynadigi takimlarin kalitesini arttirdigidir..

2000li yillardaki Galatasaray'a bakalim hemen. Senelerdir yazdigim galatasaray.to forumda, benden cikmis bir tanimlama vardir. Kimilerinin hosuna gitmez, ama ben soyle bir tabir kullanirim: Topu kaval kemigiyle istop etmeye calisan oyuncular.. Kimler midir bunlar? Cihan Haspolatli'lari, Mustafa Sarp'lari, Mehmet Topal'lari, Baris Ozbek'leri gozunuzun onune getirirseniz cok rahat anlarsiniz. Onlarca oyuncu sayabilirim size bu sekilde ilk top kontrolunden yoksun, topu 1-2 metre onune acmadan kontrol edemeyen ya da yanlis pozisyon alarak avantajini kaybeden oyuncu..

Galatasaray'in senelerdir kontratak yapamayan bir takim olmasinin arkasinda yatan gerekcelerden biri de budur. Kontratak hizli oyuncular istedigi kadar, hatta daha onemli olarak iyi top kontrol edebilen, dogru pozisyon alan ve dogru pas secimini yapan oyunculari da ister. Iste Galatasaray'in defansindan forvetine, son 10 yilda topu kaval kemigiyle istop eden onlarca oyuncusu bu tanimlardan yoksundur ve nice basarisizliklarin temelinde de bu yoksunluklari yatar.

Futbolda sistemler cok onemli, ancak sistemleri nasil uygulayacaginiz daha onemli. Iyi futbol, iyi futbolcuyla oynanir mottosunun arkasinda da iste boyle detaylar var. Istediginiz sistemi aylarca calistirin, oyunculariniz topu kaval kemigiyle kontrol ediyorlarsa, hicbir sistemi oturtamazsiniz.

O manada, Adnan Polat'in isaret ettigi 5 yabancidan kalan 4'unde (eger geleceklerse) bu kistasa da bakilmasinda buyuk fayda var..
Devamı

Bir gun seni sari-kirmizi formada gorsem Forlan..

Diego Forlan sanirim su anda Dunya'daki aktif futbolcular icerisinde en cok sevdigim isimlerden biri. Bu sene Galatasaray'a attigi son dakika goluyle takimimi bir ust turdan etmis bir oyuncudan bahsettigimi animsatirsam, kendisine yonelik sevgimin sinirlari iyice anlasilabilir saniyorum..

Forlan'in ablasi 1991 yilinda bir kaza yapiyor. Bu kazada ablasinin erkek arkadasi olurken, ablasi bir daha yuruyemeyecek sekilde yaralaniyor. Bu durumda hastanede yatarken, o zaman 12 yasinda olan Diego, ablasinin ifadesiyle O'na soz veriyor: "O kadar buyuk bir futbolcu olacagim ki, kazanacagim parayla seni dunyanin en iyi hastanelerinde tedavi ettirecegim.."

Kiz kardesinin bu tedavisi sirasinda, Forlan'in kendisi de bir futbolcu olan ve Uruguay Milli takimiyla 1974 yilinda Dunya Kupasi'nda oynamis olan babasi Pablo Forlan'in imdadina bir baska unlu isim yetisiyor: Diego Maradona. Maradona arkadasi oldugu Forlan ailesine para vermekle kalmiyor, zamani geldiginde Diego'nun Arjantin'de klup bulmasina da yardimci oluyor. Iste kucuk Diego da, bir nevi hamisi Maradona'yi yaniltmiyor ve 2002'de Sir Alex Ferguson'in radarina takilip Manchester United yolunu tutuyor.

Manchester United yillarinin iyi gecmemesini kendisi yine her zamanki mutevazi kisiligiyle, cok cok iyi oyuncular vardi ve benim daha az zaman bulmam tamamen anlasilabilir bir durumdu; ben de daha cok oynayabilecegim bir takima gitmek istedim diye ifade ederken, Sir Alex Ferguson da o yillara baktiginda, Forlan Manchester'da kahraman olabilirdi. Hem kisilik olarak muthis bir cocuktu, hem de muhtesem bir futbolcuydu. Sadece o donem van Nistelrooy'la oyun ici kimyasi uyusmadi, biz de van Nistelrooy'u daha cok tercih ettik. Kafasi da surekli Ispanya'da tedavi goren ablasindaydi. Ispanya'dan bir teklif gelince biz de verdik, ancak en buyuk pismanligim Forlan'i cok ucuza satmamdir diyor..

Iste bu Forlan, Ispanya'da 2004 yilindan beri Villarreal ve Atletico Madrid formalariyla tam 120 gol atti, 2005 ve 2009'da Altin Ayakkabiya uzandi.

Yine de, dunya futbol kamuoyunda hakettigi ilgi ve saygiyi gormesi icin bu Dunya Kupasinda oynamasi gerekiyordu sanirim. Forlan oyle bir turnuva cikardi ki, tipki eski Japon anime cizgi filmlerinde Tsubasa ve arkadaslari misali, Forlan ve arkadaslari seklinde, bir takimi bir adam nasil bir kac seviye yukari cikarir ve takim arkadaslari O'nun arkasinda nasil kenetlenerek tarih yazarlar bunu gosterdi.

Almanya macinin son saniyesinde direge patlayan frikiginde resmen Galatasaray gol kacirmis gibi uzuldum. 6 gole ulasarak adini Dunya Kupasi tarihine Gol Krallarindan biri olarak yazdirmayi oylesine hakediyordu ki.. Kismet degilmis..

Kendi kazandigi parayla aldigi ilk araba Peugeot 205'i hala kullanan, ablasinin adina kurdugu vakifla insanlara yardim eden, gittigi her takimda insanligi ve takim oyunculuguyla nam salmis bu buyuk yetenegi bir gun Galatasaray formasinda gormek, Hagi'nin ilk geldigi andaki cosku kadar cosku verirdi bana. Bu sene cok zor.. Ama belki 33-34 yasinda.. Ne dersiniz?
Devamı

Bugun Uruguayli olmak..Bugun Futbolu sevmek..


"Yahu ne buluyorsunuz bu oyunda? 22 tane adam, deli danalar gibi kosturuyorlar bir topun pesinde. Siz de zamaninizi, paranizi bu adamlar icin harciyorsunuz, hic deger mi?"

Genelde futbolla alakasi olmayan insanlarin, sizin futbol tutkunuzu gorduklerinde verdikleri ortalama tepki budur. Simdi bu insanlardan, olur da bu aksamki Uruguay-Gana macini izlemis olanlar varsa, sormak isterim: Sizce de degmez mi?

Gercekten epik bir mucadele oldu. Son dakikada Fucile'nin aptal faulu sonrasi gelisen dramatik penalti pozisyonu olmadan dahi, kafamdaki mac yazisinda bu cumleyi kullanmak vardi. Gercekten o pozisyon olmadan dahi, bu yari finali olumune isteyen, takim birlikteligini damarlarindaki kana kadar birlikte tasiyan iki takimin, sahada her seylerini veren oyuncularin mucadelesi bu tanimi hakediyordu.

Maca iyi baslayan takim Uruguay oldu. Forlan onderliginde topa iyi hakim olan takim goruntusundelerdi; Gana ise henuz macin gerginligini uzerinden atamamis gozukuyordu. Bu ustunlugunu cok net pozisyonlara ceviremedi yine de Uruguay. Genellikle Forlan'in yari sahalarinin her yerinden kullandigi duran toplarla sonuca gitmeye calistilar. Oyle ki belli dakikalarda Uruguay'in iki stoperi Lugano ve Victorino kendi ceza sahalarinda gecirdikleri zamandan daha fazlasini rakip ceza alaninda gecirdiler bu duran toplardan oturu.

Iste mac bu sekilde Uruguay hakimiyetinde giderken, iki onemli hadise oldu. Birincisi Gana'da Kevin Prince Boateng'in muthis istekli futbolu on plana cikmaya basladi. Oyle ki, maca orta gobekteki uclunun solunda baslayan Boateng rakip yari alanin her yerinde kendini bosa cikarip, pozisyon yaratmaya, pozisyon yaratacak paslar atmaya basladi. Duragan durumdaki Gana Boateng'in bu cabasiyla silkenirken, bir baska gelisme ekmeklerine yag surdu. Defansin belkemigi Lugano sakatlandi ve yerini daha once turnuvada hic oynamamis Scotti'ye birakti. Zaten Uruguay'in ilk tercih stoperleri Lugano ve Godin'ken, artik Uruguay'in defansinin ortasinda daha once birlikte oynamamis iki oyuncu macin devaminda yer alacakti: Victorino ve Scotti.

Iste bu goruntudeki Uruguay oyunculari da sanirim bizim gibi dusunmus olacaklar ki, inanilmaz bir panik icine girdiler. Sanki Lugano'nun bu sakatligi maci onlardan alip goturmus havasina girdiler ve kalan 7+2, toplam 9 dakikada oyunun tum hakimiyetini Gana'ya biraktilar. Gana bu bolumde Boateng'le, Gyan'la cesitli pozisyonlar buldu. Tam Uruguay artik soyunma odasina gol yemeden giderek toparlanma firsati bulacak derken, o ana kadar sahada yoklari oynayan Muntari'nin daglardan, ovalardan vurdugu topta bir anlik konsantrasyonunu kaybedip, suttan once iki adim saga giden kaleci Muslera'nin da hatasiyla golu buldu Gana.

Johan Cruyff der ki, bir takimin basina gelebilecek en kotu seylerden biri 45. dakikada gol yiyip soyunma odasina girmektir. Psikolojiniz alt ust olur. Iste bu durumda girdi soyunma odasina Uruguay ve Lugano'yu da kaybetmislerdi ustune ustluk.

Ikinci yarinin baslangici bu manada cok onemliydi. Iste Uruguay bu maci kazandiysa, aslinda kacan penaltidan ziyade bu bolum cok onemli. Biliyorsunuz, bizde klasiktir, bazi soylemler soylendikce soylendikce aptal futbol kamuoyumuz da her durumda bu soylemlerin gecerli olduguna inanir. Bunlardan bir tanesi de, "daha onumuzde 45 dakikalik bir koca yari var, cok acele etmemize gerek yok, sabirli oynayip beraberligi (veya skorun durumuna gore golleri) bulmaliyiz" klisesidir. Cogunlukla o sogukkanlilik adi altindaki temposuz oyunla acele etmeyiz, sonra bir bakariz dakika olmus 70 kusur ve baslariz panige.. Iste Uruguay boyle yapmadi, eger bu maci kazanacaklarsa beraberligi bir an once yakalamalari gerektigini biliyorlardi. Zira fizik gucu kuvvetli Gana'ya karsi 70. dakikalara geride girmek pek ic acici olmayabilirdi. Hal boyleyken oylesine asildilar ki ikinci yarinin basinda; ornegin Suarez bir pozisyonda Kingson'in kullanmasi gereken top sahanin icinde baska bir noktada kaldi diye, kosup topu O'na veriyordu. Bu tarz davranislari maclarda 90. dakikalarda yenik takim futbolcularindan gormeye alisigiz. 49. dakikada degil. Iste bu emegin meyvesini, Forlan'in olaganustu frikik goluyle aldilar. Bu frikigin yaratilmasindaki buyuk payi ve mac boyunca gosterdigi ileri geri performansi nedeniyle sol bekte oynayan Fucile'yi de tebrik etmek gerekir. Ayni Fucile 120. dakikada gereksiz bir frikik yaratarak takimini neredeyse yakiyorduysa da!

Forlan'in golu muhtemelen Dunya Kupasi tarihinin en guzel, en acaip frikik gollerinden biridir. Jabulani denen topun yaraticilari biz ne yaptik diye birbirlerine bakmislardir sanirim. Ben fizik acidan boyle yon degistiren bir gol gormedim daha once. Tamam olaganustu falsolara taniklik ettik. Ne bileyim Roberto Carlos'un Mini Dunya Kupasi'nda Fransa'ya attigi bir gol vardir, vaay dedik. Ancak Forlan'in bu sutu cok degisik bir yon degistirme izledi. Top kaleye dogru yolunun yarisina kadar bir yon izledi, tam yarisinda hafif durdu, vitesini degistirdi, baska yone yoneldi.. Sanki Japon futbol cizgi filmlerindeki goller gibi bir goldu.

Bu golden sonra Uruguay yeniden kontrol futboluna dondu. Soku atlatan Gana da yeniden oyunda pas ustunlugunu ele gecirdi. Ancak yine de daha net pozisyonlari bulan bu sefer on plana cikan Suarez ile Uruguay oldu. Suarez'i sadece Hollanda'da cok gol atan golculerden biri olarak degerlendirenler hata yapar. Oyunun tum yonlerini oynayabilen, futbol zekasi oldukca gelismis, teknigi harikulade, mucadele gucu yuksek, muthis bir forvet Suarez. Cok kisa zamanda cok buyuk isler basaracagina eminim.

Buldugu bu pozisyonlardan etkilenen Oscar Tabarez, sanirim maci uzatmaya gitmeden bitirmek istedi. Bu amacla oyunda bekleneni veremeyen Cavani'yi cikarip bir forvet oyuncusu Abreu'yu koymasi bir cesaret gostergesiydi 76.dakikada. Abreu'nun gercek katkisi ise ancak son penaltida gelecekti..

Mac uzatmaya giderken, herkesin kafasinda tilkiler dolasiyordu. Efendim, Gana daha genc ve tecrubesiz, ote yandan fizik gucu daha yuksek gibi. Ancak her ikisi de tam dogru sayilmazdi. Zira bu Gana Milli takimi henuz bu sene Afrika Kupasinda finale cikarken de bu yollardan gecmisti, bir onceki sene 20 yas alti Milli takimi Dunya Sampiyonu olurken de.. Onermenin diger tarafi da yanlisti, zira Uruguaylilar olumune carpisiyorlardi, Perez'iyle, Fucile'siyle, Pereira'siyla.. Forlan'iyla Suarez'iyle..

Bu noktada Uruguay sevgimin kokenlerine inmek isterim. 1990 Dunya Kupasi benim 10 yasinda bir cocuk olarak ilk takip ettigim Dunya Kupasidir. Onceki Dunya Kupalarinin hikayeleriyle ilk bu Dunya Kupasi oncesi tanistim. Iste o hikayelerden biri 1950'de Brezilya'yi Maracana'da 200 bin kisiyi aglatarak yenen efsane Juan Alberto Schiaffino'lu Uruguay Milli takimini benim gozumde farkli bir yere tasiyordu. Tam da o donemde Uruguay Milli takimi 1990 Dunya Kupasi'da efsane Enzo Francescoli ile Ruben Sosa ile Daniel Fonseca ile oynuyordu ve ben bu hircin, yenilgi kabul etmeyen ulkenin takimina sempati besliyordum.

Iste o donemden gelen Uruguay sempatim, bugun Forlan'la doruklara ulasmis dorumda. Su an aktif olarak oynayan oyuncular icinde belki de en begendigim 4-5 oyuncudan biri benim icin Forlan.. ve Uruguay formasi giyiyor.. Daha ne olsun? Lugano gibi adam kaptani olmasina ragmen, eger son dakikada kacan penaltida ben havalara zipladiysam kesindir ki, ben Uruguay sempatimde bayagi ilerideyim.

Uzatmalara tekrar donecek olursak, her iki takim adina da karsilikli birer penalti verebilirdi hakem. Ancak Erman hocamizin deyimiyle, penalti penalti gibi olacak earkadas diye bakarsak, verilmeyen penaltilari da anlayisla karsilayabiliriz.

Artik is penaltilara dogru giderken, 115. dakikadan itibaren Uruguay tipki ilk yarinin son 9 dakikasinda oldugu gibi paralize oldu. Aslinda Gana ekstra bir sey yapmiyordu ama Uruguaylilar o kadar panik olmuslardi ki, arka arkaya pozisyonlar vermeye basladilar; Gyan'a, Appiah'a, Boateng'e.. Artik yine tam kurtuldular derken, Fucile'nin anlamsiz faulu geldi. Bu tarz aptalca faullerin genelde bir faturasi cikar. Nitekim o yasadigimiz anlar, iste bu anlamsiz faulun urunudur.

Sanirim maci izleyen izlemeyen herkes artik Suarez'in ne yaptigini biliyordur. Iste bu genc adam bu hareketiyle, bir ulusu kedere bogarken, bir ulusu sokaklara doktu. Suarez'in futbol zekasinin urunu olan bu hareketi ayiplayacak olanlar olacaktir. Futbolun saf, romantik etikcilerinden biri hic bir zaman olmadim. Futbolun icinde yedirirseniz bu tarz hareketler de var. Nitekim Suarez cezasini da cekecegi bir pozisyonda umutlarini 1 dakika daha olsun aktif tutmaya calisti takiminin.. ve tuttu da..

Gyan'in anlamsizca abandigi vurus direge gittiginde, sanirim herkes 2008'deki Hirvatistan-Turkiye macini dusunmustur. Tipki oyle donen bir mac olacagi belli sekilde penaltilara gidiliyordu artik.. Hem de bir tarafin kalesinde titrek Kingson, digerinde penalti kurtarislariyla nam salmis Muslera varken. Gerci tum futbolseverler bilir ki, bu tarz ongoruler tamamen yalandir. Kingson aslan kesilebilir, Muslera sifir cekebilir. Ama olmadi.. Olmadi zira, ornegin Mensah bir penalti atisinda gordugum en kotu vurusu yapabildi.. Ornegin Rajevac Adiyiah gibi gencecik bir delikanliya bu stres dolu anlarda dorduncu penalti atisini kullandirdi..

Ve sonunda kazanan Uruguay oldu. Ben de mutlu oldum. Gana'nin bu kitleyici, sirf kosan orta sahalardan dolu takimini hic begenmiyorum. 1990'in Kamerun'u gibi efsane bir takimin yapamadigini yapip Afrika'dan yari-finale ilk cikan takim olma unvanini elde etmeyi onlara hic konduramiyordum. Allahtan da olmadi..Penalti kacirmasina ragmen hayvan gibi guclu Gyan'a alkislar, Wigan'dan serbest birakilan Kingson'i da Konyaspor'da Ziya Dogan'in ogrencisi olarak gormek isteriz diyorum..

Tekrar tebrikler Uruguay..Tekrar tebrikler Forlan.. ve Suarez.. Bir baska sevdigim takim olan Hollanda macinda da yureginizi ortaya koyacaginiza eminim. Cok guzel bir yari final bizi bekliyor..

Bugun bu sporu delicesine sevdigim icin bir kez daha sukrettim..
Devamı

Yeni bir başlangıç

Bir süredir malum daha az yazıyorum. Bunda çok zaman bulamamamın etkisinin yanında, İstanbul'daki son günlerimi yaşıyor olmamın payı büyüktü.. Bakalım Londra'da nasıl olacak yazı trendim..

Evet, Londra.. 29 Haziran itibariyle Londra'ya yerleştim. Yarın da burdaki işime başlıyorum. Hayatımın yeni bir dönemine merhaba derken, umarım yazılarıma da devam edebilirim.
Devamı

Deutschland, Deutschland über alles..

Muhtemelen bu maç her zaman Lampard'ın verilmeyen golüyle anılacak. İngilizler bunu gündeme getirip duracaklar. Ne olursa olsun, değişmeyen bir gerçek var: O gol verilsin ya da verilmesin, Almanlar bugün İngilizlerle kedinin fareyle oynadığı gibi oynadılar.

Maça çok hızlı başladı Almanya. Tıpkı Avustralya maçında olduğu gibi, topu ayaklarında tutarak, sürekli pozisyon değiştirerek ve verkaçlara girerek İngiliz kalesini ablukaya aldılar. İlk 30 dakikada skor 2-0 olduğunda, Almanların 3 tane de gol olmayan net pozisyonu vardı. İngilizlerin ise bir frikikte Lampard'ın baraja nişanladığı şut hariç bir tane bile şutu yoktu.

İşte ne olduysa 37. dakikada oldu. Genellikle İngilizlerin futbolunda yer alan mucizelerden biri gerçekleşmek üzereydi. Tıpkı 2005'te İstanbul'da, Liverpool'un 6 dakika içinde Milan'a karşı 3-0'dan 3-3'ü bulması gibi, İngiltere neredeyse 2 dakika içinde bu rezil futboluyla 2-2'yi bulacaktı. Ancak hakemler izin vermedi. Lampard'ın verilmeyen bu golü üzerine muhtemelen o kadar çok baskı gelecektir ki, FIFA futbola tenis ve NBA'de olduğu gibi video teknolojisinin kullanılmasını getirecektir. Lakin herkesin muhtemelen değineceği gibi, futbol öylesine bir spor ki, bizimle resmen dalga geçiyor. Tarih bir yerlerde mutlaka tekrar yazılıyor; nice olayların intikamı yıllar içerisinde alınıyor. 1966 yılında Geoff Hurst'ün bana göre çizgiyi geçmeyen golüyle Dünya Kupasına uzanan İngiltere 44 yıl sonra 1.5 metre içeriden çıkan bir topla Almanya'ya eleniyor..(mu?)

Bence hayır.. Açıkçası o verilmeyen gol sonrasında İngiltere'nin daha da hırslanıp ikinci yarıda maçı çevirebileceğini düşünüyordum. Böyle olur genelde. Seyirciniz daha öfkelenir, hakem baskı altında kalır, siz adrenalin sergileyerek daha çok basarsınız ve eğer maçın bitmesine çok zaman varsa, yapılan hatalar hep hatanın yapıldığı tarafa yarar sağlar. Ancak İngiltere bundan bile acizdi. Bu yüzden bu golün maçın sonucuna etki ettiğine katılmıyorum. İngiltere bu sayılmayan gole dahi reaksiyon veremeyecek kadar aciz, Almanya ise sinirlerini hiç bozmadan aynı çabuk pas ve dinamik yer değiştiren futbolunu oynamaya muktedirdi. Bu yüzden ikinci yarıda çıkan bu sonuca şaşırmamak gerek.

Bazı satır başlarında futbolculara değinmek gerekirse; bana göre maçın adamı Thomas Müller'di. 89 doğumlu bu genç çocuk 2 gol attığından değil, ama Messi'yi bile kitlediğine tanık olduğum Ashley Cole gibi savunmacı bir beki maç boyunda sürklase ettiğinden ötürü maçın adamıdır bana göre. 21 yaşındaki Müller'in sadece 6. maçı bu Milli takımda.. ve Dünya Kupası öncesi hiç golü yoktu.. Şimdi 3 golle Gol krallığında da önde..diğer 3 gollü oyuncularla birlikte..

Müller'den sonra bir diğer isim, artık oyunun her iki tarafını oynayan oyuncu denince, akla Gerrard ve Lampard değil, ben gelmeliyim diyen Schweinsteiger'di. Almanya orta sahasında o kadar etkili bir oyun ortaya koydu ki, Mesut Özil'in, Müller'in, Podolski'nin bu kadar cirit atmasında arka planda en büyük pay O'nundu..

ve tabii Mesut Özil.. Son günlerde Diego Forlan için bir tabir kullanıyorum.. Çok tatlı topçu diye.. Mesut da işte bu tanımıma giriyor.. O kadar sakin, o kadar bileklerine hakim, o kadar her fırsatta en doğru hamleyi yapma bilincindeki futbol zekasına sahip ki, hayran olmamak elde değil.. Zonguldak dendi mi, artık akla 67 Ergün Penbe değil, Mesut Özil gelmeli.. 5. gol O'ndan gelsin çok istedim, ancak maalesef çok fazla kaleyi düşünmedi bugün Mesut..

Bir paragraf da kaleci Neuer'e..O kadar iyi ki, senelerdir söylediğim, hiç öyle De Sanctis, Franco filan uğraşmayın, sıradan bir Alman kalecisi alın, en azından yenmeyecek golü yemez savımı doğrular nitelikte. Kalede çok dengeli ve sakin. Ve hantal görüntüsünün aksine refleksleri de çok gelişmiş. Lampard'ın ilk yarıda, Gerrard'ın maçın sonlarındaki karşı karşıya pozisyonlarında ellerini kullanarak yaptığı refleks kurtarışları harikaydı..

İngiltere'ye dönersek.. Altın jenerasyonun sonuna gelindiğinin resmi oldu. Bir sonraki kupada kaptan Rooney olacaktır, ancak Rooney'nin arkasını nasıl dolduracaklar merak konusu. Almanlar da muhteşem topçular çıkarmadı son 10 senede; ancak bu durumda dahi Milli takımlarını kolektif oyunu harika oynayan oyuncularla harmanladılar. Şimdi de Müller, Mesut, Budstuber gibi gençlerle ileriye daha aydınlık bakıyorlar. Lakin İngilizler'de öyle mi? Gerrard, Lampard, Terry gittikten sonra, kimle dolduracaklar Rooney'nin arkasını? 4 sene sonra da kurtarıcı olarak gol atamayan golcü Heskey girer mi dersiniz yedekten?

Sanırım girebilir.. İngilizlerin aşırı şımarmış yıldızları, gereğinden çok şişirilmiş maaşları ve bonservisleri (örneğin benim 2 milyon vermeyeceğim Milner, 20-25 milyon pound'a Manchester City'e gidiyor..) muhtemelen bu Uruguay'lı hakeme ölüm tehditleri yağdıracak sığ taraftarlarıyla bir 44 sene daha beklemeleri oldukça olası. Durun bakalım ne kamp dedikoduları çıkacak bir kaç gün sonra.. Capello da bunları disipline edemediyse, hiç kimse edemez..
Devamı

Keita'yı yer bu özenti-etikçi kamuoyunu yönlendirenler..

Brezilya-Fildişi Sahilleri maçı gayet temposuz, gayet sıradan giderken, maç 3-0 olduktan sonra Fildişili oyuncular gerildiler. Bu gerilmenin arkasında muhtemelen Brezilyalı oyuncuların saha içinde bizim göremediğimiz, ama Fildişili oyuncuları rencide eden hareketleri bulunuyordur tahminimce. Sadece bir tahmin olsa da, hemen hemen böyle olduğundan eminim.

Sonrasında, tüm maç boyu uyuyan Fildişi'ni yine isyankar halleriyle canlandıran Keita oldu. Keita'nın önderliğinde Fildişi bir de gol buldu Brezilya'ya karşı ve en azından 3-2 yapmaları da içten bile değildi.

İşte bu anlarda oyunun karakolda biteceğine dair hisler veren görüntüler sergilenmeye başlandı. Bu hareketlerin başlangıcında, arkası dönük topu eliyle alıp bir an önce taç kullanmak isteyen Keita'ya, Kaka'nın arkadan gelip çelme takması var. Nitekim bu hareket sonunda Kaka ilk sarısını gördü. Sonrasında, karşılıklı sert hareketler devam ederken ve Brezilyalılar genelde Keita'nın üzerine oynarken, Keita'nın yine arkası dönük pozisyonda ilerlerken Kaka'nın kendisini çekmemesi ve dirseğini Keita'nın karnına doğru gelmesi için gerekli pozisyonda tutarken omzu da Keita'nın çenesinin altına geliyor. Keita da bu pozisyonu çok güzel bir şekilde göstererek, Kaka'nın hakettiği kartı görmesini sağlamıştır. Keita'nın yüzüne omzunun geldiğini dahi görmek istemeyip, Keita'yı sahtekarlıkla, şerefsizlikle suçlayanlar, Henry eliyle alıp Fransa golü atınca, Avrupa trendlerine bakıp özenti bir şekilde Henry'i asıp İrlandalı kesilirler; lakin bugün aynı maçta Fabiano iki kez eliyle alıp gol atınca, elle aldı ama çok güzel goldü derler. Bu kadar omurgasızdırlar.

İşte bu özentiler, belli oldu ki, Keita'yı yiyecekler. Bu maçın çıkarımı budur. Keita işte böyle bir adam, her hareketi yalan, her hareketinden şüpheleneceksin düşüncesini tüm kamuoyuna ve Türk futbol hakemlerine işleyecekler. Bizim saf Galatasaray taraftarı bile bu gaza gelir, görürsünüz. Hatta yönetim, Keita'nın görüntüsü Galatasaray'a yakışmıyor diye elden çıkarmaya çalışırsa, şaşırmayın..

Keita kendisine yapılan ve karşılığı sarı kart olan pozisyonu, çok iyi bir şekilde göstermiştir hakeme. Gözünün önünde iki kez elle alınan topu görmeyen hakem, bu şekilde göstermese, o kartı da vermez. O yüzden Keita bu oyunun gerektirdiğini yapmış ve adaletin yerini bulmasını sağlamıştır. Kendisini bir kez daha sahaya yansıttığı karakter için kutluyorum.

Keita'yı linç etmeye çalışacak özentiler: Önce Fabiano'ya, önce Kaka'ya sallayın da, samimiyetinizi anlayalım..
Devamı

Brezilya 2 Kuzey Kore 1


Brezilya halkının - taraftarının ve futbolcusunun, Milli takımlarına ve Dünya Kupası'na verdikleri önemi bana hatırlatan ve tekrar gösteren iki şeye tanıklık ettim bugün. Bir tanesi maçın kendisinden, bir tanesi günlük yaşamımdan.

Brezilyalı futbolcunun Milli takıma ve Dünya Kupası'na verdiği önemi anlatan en güzel kareyi Maicon verdi bugün, attığı golden sonra gözyaşlarına hakim olamazken. Koca Maicon bu. Şu an dünyanın tartışmasız en iyi sağ beki. Daha bu sene 3 tane kupayı kaldırmış, biri Şampiyonlar Ligi olmak üzere. Turnuva sonrası Real Madrid'e büyük paralara imza atabilir.. ve o Maicon, final maçında filan da değil, turnuvanın ilk ve kendileri açısından en kolay geçmesi beklenen maçında, gözyaşlarına boğuluyor golü atınca..

Brezilya halkının - taraftarının, Milli takımlarına ve Dünya Kupası'na verdiği önemi anlatan en güzel kareyi ise bugün çalıştığım projedeki Brezilyalı iş arkadaşım verdi. Yoğun çalışma saatlerimiz gereği, genelde çok geç saatlerde çıktığımız işimizde, Felipe de genelde en erken 10'da, 11'de işten ayrılır gece. Lakin o çalışkan Felipe, bugün çok da önemli bir delivery olmasına rağmen, saat 8'de resmen koşarak ayrıldı işten.. Gerekçesi Brezilya maçına yetişebilmekti. Belki kişisel bir örnek; ama bana yeniden halkın Milli takımlarına tutkusunu en yakından hatırlatmış oldu.

İşte bu duygularla izlediğim maçta, Brezilya'nın bir 10-15 dakika tempo yapıp golleri bulacağını hepimiz gibi tahmin ediyordum. Buldular da. Çok sıkmadılar da.. Ama hemen herkesin ifade edebileceği gibi, bu sene Serie A'da yılın bidonu seçilecek kadar kötü oynayan Melo, Galatasaray'da hayalkırıklığı yaratan Elano, sezonu sakat ve formsuz geçiren Kaka gibi isimlerden kurulan orta sahasıyla, Brezilya gümbür gümbür bu kupayı alır, gelir dedirtmekten çok uzak. En kötü oynadıkları Dünya Kupalarında ilerlerken, her zaman bilirdik bir tane sihirli oyuncuları var diye. Ancak şu kadroda bu tanıma uyan bir oyuncu var mı tartışılır. Robinho mu diyorsunuz? Hiç beğenmem bu dengesiz sirk futbolcusunu. Ancak, her şeye rağmen, sadece Milli takımlarını bu derece önemseyen oyuncu topluluğunun varlığından ötürü bile Brezilya her zaman favoriler arasında olur Dünya Kupalarında..

Elano'nun Maicon'a verdiği pas asist olarak değerlendiriliyor, ancak bence Maicon'un golü şahsi eforla geliyor; yani o pasın doğal gelişiminde gerçekleşen bir eylem değil gol. O yüzden ben asist olarak değerlendirmiyorum. Lakin attığı gol çok güzel ve oynadığı yer olan 4-3-2-1'de 3'ün sağ iç oyuncusu rolü, Galatasaray'da bu sene sıklıkla denenmelidir eğer kalırsa. Oyundan çıkana kadar sahanın en çok mesafe kateden ikinci oyuncusu olmasına, Galatasaray'da belki bütün sezon boyu çekmediği şutu çekmesine rağmen Elano yine de golü atana kadar etkileyici bir performans gösterdi denemez. Yine de 8 sene sonra bir Galatasaraylının Dünya Kupası maçında gol attığını görmek çok keyif verici. (Bu arada yine Felipe'den öğrendiğime göre, Elano, keskin bir şekilde, uzatmadan Elıno diye okunuyor. Bizim okuduğumuz gibi Elaano diye değil)

Kuzey Kore'de dikkat çeken 9 numaralı oyuncu Jong Tae Se'nin, bütün Anadolu takımlarında oynayabileceğini düşünüyorum. Verdikleri mücadele ve goldeki samimi sevinçlerini oldukça sempatik buldum. Şeytan üçgenindeki ülke görüntüsünden uzaklardı. Formalarını yapan firmanın da yerel olduğunu sanıyordum. Legea. Meğerse İtalyanmış. Ama nispeten yeni bir marka, 1990'da kurulmuş. Bu seneden itibaren Palermo'ya da forma yapacaklarmış..

Bir keyif vermeyen maçı daha geride bırakırken, yarın turnuvanın favorisi İspanya'ya izleyip, eleştirmek için ellerimizi ovuşturmaya başladık bile..
Devamı

Almanya 4 Avustralya 0

Sanırım bugün dünya üzerinde yüzmilyonlar Lineker'in Almanlar hakkındaki artık klişeleşmiş sözünü tekrarlıyorlar bu göz alıcı performans sonrasında. Tipik Türk yorumcusu olarak, bu performansta Avustralya'nın son derece taktik disiplinden uzak oyunun da payı olduğunu söyleyerek kolaya kaçabiliriz. Ama ne yaparsak yapalım, Almanya'nın 90 dakika boyunca tüm oyuncularıyla 90 dakika boyunca yaptığı tempoyu, her bir oyuncunun mevkiilerine göre pozisyon alma becerilerini, maçı kazanma isteklerini ve bütün bunları yapan kadronun inanılmaz genç bir kadro olduğu gerçeğini gözardı edemeyiz.

Almanların yine klasikleşmiş tabiriyle bu makina düzeninde işleyen takımında, öyle bir oyuncu vardı ki, beni şu ana kadar turnuvada Messi dahil en heyecanlandıran performansı sergiledi. Mesut Özil gerçekten olağanüstü oynadı. Her pasında, her driplinginde, her şutunda futbol zekası fışkırıyor Mesut'un. Bir kaç sene içinde, belki de bu Dünya Kupası sonrasında çok büyük takımlarda oynayacağını tahmin etmek güç değil. Türk Milli takımını seçmeyerek kariyer planlaması yolunda çok doğru bir tercih yapan, kendisini Arda-Mesut aynı takımda oynamaz muhabbeti yapacak yorumcuların mezesi yapmayan 88'li Mesut'un bundan sonraki gelişiminin de daha hızlı olacağına dair kehanette bulunabiliriz.

Ya 89'lu Müller' ne demeli? Peki bir başka 89'lu Badstuber'e? Yılların Lahm'ının henüz 83'lü olduğunu söylemeye gerek var mı? Almanlar gerçekten çok iyi bir jenerasyon yakalamış durumdalar ve başlarında da gerçekten futbolu pozitif oynamaya çalışan, belli ki her pozisyona kafa yoran bir hocaları var. Bir Galatasaraylı olarak, Allahtan Löw Aziz Yıldırım'a denk geldi de, Fener'de kalamadı demek istiyorum.. Eğer Rijkaard'la dikiş tutmazsa da, bir sonraki hoca adayım direk Löw'dür.

Almanların bu göz alıcı oyunlarıyla turnuvada en az yarı final yapacaklarını düşünüyorum. Daha üst kademeye çıkıp çıkamayacaklarını, genç oyuncuların daha büyük siklet maçlarda neler yapacakları belirleyecek. Fikstürün gelişimi izin veriyor mu bilmiyorum ama, İngiltere ile oynasalar keşke.. İngilizlere unutamayacakları bir ders verebilirdi genç panzerler.. (Oh panzerler kelimesini de kullanmış oldum.)

Avustralya'ya dönersek.. Neill ve Kewell'dan ötürü kalbimde yer tutan Avustralya o kadar kötü oynadı ki.. Bu moral bozukluğu, haksız bir kartla da olsa kaybettikleri Cahill sonrasında Avustralya'nın gruptan çıkabilecek kıvılcımı artık yakayalabileceğini düşünmüyorum.

4-0'lık bu performans sonrasında Neill da yerden yere vurulacaktır. Her ne kadar ilk golde ofsaytı bozan isim de olsa, Neill'ın bu hezimette en büyük paya sahip olduğunu söylemek haksızlık olur. Avustralya orta sahası o kadar kırılgandı ki Almanların temposu karşısında, topu alan Neill'la karşı karşıya kaldı. O manada suçun başkalarında aranması gerekir..

Kimde mi?

Galatasaray'ın transfer sezonunun başından beri peşinde olduğu Grella'da örneğin. Çok açık net söylüyorum; Galatasaray Grella'ya değil 1 pound, 1 lira dahi vermemelidir. Bütün sene boyunca eleştirmekten yorulduğum Mustafa Sarp bu arkadaştan iyidir. Hakikaten çok sinirlenmiş durumdayım. Kimler öneriyor böyle isimleri, kimler yediriyor, kimler alıyor inanamıyorum. Galatasaray Grella'yı, hatta Emerton'ı alırsa, yazıklar olsun. Bunları alacağınıza illa Avustralyalı alacaksanız Antalyaspor'lu Jedinak'ı alın. Grella'dan 3 kat iyi topçudur.

Sonuç olarak, Almanya şu ana kadar turnuvada en çok ışık saçan takım oldu. Grubun son maçında, Gana karşısında eğer fizik olarak iyi bir takıma karşı da bu performansı sergilerlerse, yazının başında belirttiğim soru işareti de ortadan tamamen kalkar ve bu genç kadro sonraki turlara daha güvenle ilerler.
Devamı

Sırbistan 0 Gana 1

Bir sıkıcı maçı daha geride bıraktık. Ama en azından Cezayir-Slovenya maçı kadar akıllarda hiçbir iz bırakmayacak bir maç da olmadı. Buna da şükür. Çeşitli notlarım:
  • Maçın en çok mesafe kateden oyuncusu, o kadar Ganalı'nın içinde Milos Krasic. Buna rağmen, Fenerbahçe ve Juventus'un peşinden koştuğu ve 15 milyon euroların telaffuz edildiği bu isim, bana en fazla 5 milyon eder gibi geldi. Bariz bir şekilde iyi bir sezon sonrası marketing'ini iyi yapmışlar. Gelecek sene örneğin CSKA'da kalsa bu futbolcu bir sonraki sezon en fazla 3-5 milyona gider.. Bir maçlık izlenimim bu.
  • Ayrıca Krasiç'in tipi tam böyle yazın tatil mekanlarında gördüğümüz çirkin Rus erkeklerine benziyor. Dobrojni, grojni?
  • Kimin kime benzediğinden hareketle, hemen belirteyim ki, Gana'nın Sırp hocası Rajevac da artık kendi ülkesine karşı oynadığından mıdır nedir, sanki sabaha kadar içmiş de onun ağırlığı ve hüznüyle sahaya çıkmış gibiydi.
  • Sırbistan'da en çok Milan Jovanovic'i beğendim. 2 sene önce bizimle ve diğer bir kaç Türk takımıyla adı geçtiğinde burun kıvırıyordum; ancak gayet iyi bir sol ayağı olan ve çok istekli bir oyuncu. Niteki spikerin söylediğine göre Standard Liege'den Liverpool'a transferi gerçekleşmiş.
  • Performansına şaşırdığım isim ise kaptan Stankovic oldu. Maça çok daha fazla ağırlığını koymasını beklerdim. Stankovic ise sadece idare etti.
  • Kuzmanovic'in yaptırdığı penaltı tam bir ahmak işiydi. Arkada bekleyen Ganalı oyuncu zaten dağınık bir isim. Ya gelişine vuracaktı dağlara taşlara, ya da kontrol edeyim derken topla dışarı çıkacaktı. Böyle heyecan yapıp elle dokunmasına hiç gerek yoktu.
  • Geçen sene ve bu sene Zigic'i alamadığımız için ise şükrettim. Birmingham'da oynayacak bu sene. Hiç başarılı olacağını sanmıyorum. Belki klasik İngiliz ortalarından bir kaç kafa golü bulur; o kadar. Galatasaray için son derece gereksiz bir forvet transferi olurmuş.
  • Gana'nın sol açığı, Abedi Pele'nin 21 yaşındaki oğlu Ayew oldukça dikkat çekti. Çok zor pozisyonlarda aslında iyi kesme ortalar yaptı; ancak bu ortaların hiçbiri yerini bulmadı. Bunda Gana'nın ceza sahasına yeterince oyuncu sokamamasının payı büyüktü elbette. Dolayısıyla Ayew'i hala izlemekte fayda var. Özellikle Anadolu takımlarımıza faydası dokunabilir.
  • Bunun dışında Gana'da öyle aman aman dikkati çeken bir oyuncu olmadı. Sadece defanstaki 15 numaralı Vorsah'ın cevval bir defans oyuncusu olduğunu söyleyebilirim. Maç boyu Pantelic, Zigic ve Lazovic'le iyi boğuştu. Nitekim 22 yaşındaki bu oyuncu Hoffenheim'da oynuyormuş. Genel itibariyle Afrikalı defans oyuncularına da pek güvenmediğimden, Vorsah'ı da sadece Anadolu takımlarımıza önerebilirim.
  • Appiah son 20 dakika oynadı ama pek gözükmedi. Yine de maçın sonunda Gyan'ın direkten dönen şutunda pozisyonun başlangıcı orta sahadan O'nun pasıyla geldi. Sakatlık belasından emin olunsa, şu 6 + 2 + 2'nin son ikisinden biri olarak aslında düşünülebilirdi. Lakin kimle antrenmana çıkarsa çıksın, sözleşme imzalamadığına göre, var bir durumları.
  • Sonuç olarak; Sırbistan bu mağlubiyetle ve ruhsuz futboluyla kupayı birinci turda kapayacağını gösteren bir başka takım oldu. Krasic böyle devam ederse, 15 milyon Eurolar erir; Juventus devreden çıkar, Fener de O'nu alır gelir. Gana ise Avustralya maçından beraberlik çıkarırsa, ikinci tur için iyice umutlanabilir. Biz tabii ne diyoruz; hepimiz Soccerooyuz diyoruz. Haydi Avustralya!
Devamı

Bir gün Fenerbahçe'de oynar mısın?

Son yıllarda Galatasaray futbolcularına yazılı ve görsel basın tarafından sıklıkla sorulan bir soru bu. Bu şekilde sorularla bilinçaltında Fenerbahçe'nin daha büyük olduğuna dair görüş yaratmaya çalışıyorlar. Sanki o futbolcunun Galatasaray'da kalması Fenerbahçe'nin lütfuna bağlıymış gibi.

Neden bu soru hiçbir Fenerbahçe futbolcusuna sorulmuyor? Bir gün Galatasaray'da oynar mısın sorusuna cevap vermek zorunda kalan bir tane Fenerli futbolcu gördünüz mü? Hayır..

Bu durumun oluşmasında, elbette Fenerbahçe'nin son yıllardaki maddi anlamdaki üstünlüğü ile, Galatasaray altyapısından yetişen Emre Belözoğlu'nun Fenerbahçe'ye gitmiş olmasının etkisi olmadığını kimse iddia edemez. Ancak www.galatasaray.to forumunda Osvaldo'nun da çok güzel belirttiği gibi, Emre Belözoğlu Galatasaray'dayken veya yurtdışında top koştururken ve hala Galatasaray tandanslı bir oyuncuyken, hakkında söylenmedik ne Fettullahçılığı kalırdı, ne de saha içi hareketlerinden ötürü Milli takımdan dahi çıkarılmasının önerilmemesi. Ancak Emre Fenerbahçe'ye geldiğinden beri, Emre'nin aynı eleştirilen agresif hareketleri, artık yüceltiliyor, takımının şevkini arttırdığı söyleniyor. Emre'nin Fettullahçılığına vurgu yapan var mı artık medyada? Yok..

İşte bu örnekte olduğu gibi, Arda başta olmak üzere Galatasaraylı oyuncular üzerinde de benzer baskı oluşturulmaya çalışılıyor. Bir gün Fenerbahçe'de oynar mısın? Bak orda para, stad, medya desteği var, Galatasaray'dan daha mutlu olursun gibilerinden. Eminim Arda'nın çevresindeki Acun Ilıcalı, Emre B. gibi abileri de bu görüşü pompalıyorlardır.

Buna rağmen Arda bugün Haberturk'e verdiği röportajda bu soruya şöyle cevap vermiş:

"Ben profesyonel futbolcuyum ama Allah beni o formayı giymeye muhtaç etmesin. Bundan daha kötü bir şey olamaz."

Tamam, Galatasaray taraftarı olarak gururumu okşayan bir cevap. Ama ben görüyorum ki, Arda ne kadar negatif cevap verirse versin, bu sorulara cevap verdikçe, bir o kadar karanlığa (yani Fenerbahçe'ye) yaklaşıyor. Kendini gücün karanlık tarafıyla olumsuz da olsa ne kadar bağlantılı tutarsan, o kadar onlara yaklaşırsın.

O yüzden benim önerim, Arda ve tüm Galatasaraylı futbolculara şu olacaktır: Bundan sonra bir basın mensubundan böyle bir soru geldiğinde, cevabınız: "Sen kimsin, haddini bil, bana bu soruyu soramazsın. Ben Galatasaray'ın futbolcusuyum. Bu soruyu git Fenerbahçeli futbolculara sor, bizde oynarlar mı diye.." olmalıdır. Aksi taktirde verilen her cevap, negatif de olsa, Fenerbahçe'nin büyük olduğu imajını pompalamaya çalışanların ekmeğine yağ sürüyor..
Devamı

Cezayir 0 Slovenya 1

Dünya Kupası'nda Rizespor-Giresunspor maçını izlemek gibi bir maç oldu. Hatta o maç bile bu maçtan daha zevkli geçebilir. İki takımda da ne dikkat çeken bir oyuncu oldu; ne de akıllarda kalan bir hareket, bir pozisyon.

Cezayir kalecisi Chaouchi'nin yediği gol, sadece İngiliz basınına malzeme verecektir muhtemelen. Böylece yeni top Jabulani suçlanabilir, Green'in yediği gol için. Bakın kaleciler topun tam olarak dönüşünü kestiremiyor denerek.

Bu 3 puan, bu grupta İngiltere ve Amerika'nın kalan iki maçını mutlak kazanması zorunluluğunu ortaya çıkarmış durumda. Cezayir'i bilmem ama, en azından bir beraberlik için sahaya çıkacak Slovenya o kadar kolay lokma olmayabilir..
Devamı

Yazın en sevindirecek haberi ne olur biliyor musun?


Senin kalman. Hele ki 6 + 178903 yabancı hakkının çıktığı bu sezonda, senin gibi bir ismin elden çıkarılması şapşallıktır. Oynadığın dönemde bu takım ligin en tepesindeydi, ne zamanki sen sakatlandın, tepe taklak olduk. Stoper oynadın, asıl yerin sol açık olmasına rağmen, takımdaki bebeler surat yapmasın diye sağ açık oynadın, takımdaki bebeler soldan sıkılıp ortaya geçince solda da hünerlerini sergiledin, forvet oynadın, o sakat denen fiziğinle Turkcell Super Lig'in kazma stoperlerine karşı savaştın.

Sakat deyip seni göndermek isteyenler, bu takıma Gökhan Zan'ları aldılar; Linderoth'lara senelerce tahammül ettiler, şimdi de sakat Grella'ların peşinde koşuyorlar..
Adam gibi adamsın. Seni çok seviyorum. Umarım kalırsın. Umarım yarın gol atarsın. Umarım yarın Avustralya kazanır.

Tıpkı Travolta gibi, hepimiz yarın Avustralyalıyız!
Devamı