Bir tek ben mi farkettim? - II

  • Galatasaray-Diyarbakırspor maçı öncesi, Bahri Havadır'ın, Galatasaray'ın kötü giden dönemlerinde klasik olarak vermeyi atlamadığı, "efendim aldığımız bilgilere göre bugün 6 bin bilet satılmış" şeklindeki haberini ve hala yaklaşık 10 binden fazla kombinenin olduğu, 22 bin kapasiteli bir stadyumda, 6 bin bilet satılmasının yansıttığı gibi kötü bir durum olmadığını idrak etmekten uzak olduğunu,

  • Vedat İnceefe'nin hala formunu koruduğunu ve "artık futbolcular arası paylaşım yok, herkes bilgisayarını alıp odasına çekiliyor.. Bizim zamanımızda Florya'da ağaçların altında alırdık çekirdekleri, gırgır şamata yapardık; Popescu çekirdek yemeyi, Hagi Türkçe konuşmayı, öyle öğrendi" diyerek güzel bir noktaya parmak bastığını,

  • Ahmet Çakar'ın programda "Frank Rijkaard'a hakaret etmek istiyorum.." diyerek terbiyesizliğine terbiyesizlik kattığını,

  • Aynı programda, Çakar'ın, "takımı 27 hafta kampa almayıp, Sivas maçında kampa aldıran hocaya ne dersiniz?" sorusuna, Serhat Ulueren'in "Adam değilsin derim, hoca değilsin derim" diyerek kendi adamlığından örnekler sergilediğine,

  • Real Madrid-Barcelona maçını yine mikrofonunu doğru düzgün takmadığından, ne dediğini anlamadığımız bir şekilde yorumlayan Rıdvan'ın, maçın sonunda 20 puan gerideki Valencia'nın durumunu sorgulayıp, 2 dakika 3lü averajda ne olur diye beyin jimnastiği yaptığını,

  • Aynı Rıdvan'ın, aynı maçın sonunda, şu 3 senedir izlediğim Barcelona takımı gibi takım görmedim derken, o 3 sene öncesinde takımın başında sürekli hocalığına laf ettiği Rijkaard'ın bulunduğunu muhtemelen hatırlamadığını,

  • Aynı maçta, Rıdvan'ın ilk maçtaki skor neydi sorusuna, Ercan Taner'in tam bir dakika sessiz kalarak cevap veremeden konuyu değiştirdiğini,

  • Diyarbakırspor maçında Caner'in, Atletico Madrid maçında atılmasına sebebiyet veren harekete benzer 3 tane faulü yaparak, ders almadığını gösterdiğini,

  • Metin Aktaş'ın yaşıyor muydu yahu denecek kadar uzun süre sonra 33 yaşında yeniden Turkcell Süper Lig'de boy göstermeye başlamasının Diyarbakırspor'un düşeceğine kesin işaret olduğunu,

  • Mehmet Topal'ın maskesinin bağlantı noktalarının sarı-kırmızı parçalı yapıldığını ve Cemil İpekçi'nin yakın dostu arkadaşımızın bu anlamda da stilinden ödün vermediğini
Bir tek ben mi farkettim?
Devamı

Tripcan Arda

Bu akşam yapılan protestoda Arda'ya yönelik "kimisi sinema peşinde" sözünden ötürü, Galatasaray taraftarları bölünmüş gözüküyor. Kimi Arda'nın bunu haketmediği görüşünde.

Bense aksi fikirdeyim.

Bu tezahürat belki Arda'nın sinema kapatması hadisesinden ilham almış olsa da, taraftarı Arda'ya gönderme yapmaya iten, spesifik olarak o olay değildir.

Geçen seneden itibaren, takım içinde abilerinden miras kalan "yabancı düşmanlığının" bayraktarlığını yapan, Lincoln'ün en iyi oynadığı maçlardan biri olan Hertha Berlin deplasmanındaki zaferi dahi, "bu saatten sonra bu takımda ikinci kaptanlık yapmam" diyerek gölgeye düşüren, saha dışında rahat yaşamayı erdem sanan, bu sene Bucaspor maçında gol attığında, kim bilir neye trip attığından, sevinmeyen, şampiyonluk yarışında takımı ilerlerken yoruldum, sıkıldım, saçlarıma ak düştü, uf oldum, gitsem iyi olur röportajları veren, 22 yaşında kaptanlık yapmaya heveslenip hakkını veremeyen bu futbolcuya karşı taraftar dolmuştur ve senelerce izlediği, takım içinde klikler yaratan abilerinden birinin daha takım içinde kök salmasına tahammülleri yoktur.

Maç sonu, inanılmaz bir adamlık ve teknik adamlık dersi veren bir röportaj çıkaran Frank Rijkaard'ın çok güzel söylediği gibi, "Hayatta her zaman mutlu anlar yoktur. Böyle anlar da hayatın bir parçası. Asıl önemli olan, her bir futbolcumuzun bu duruma karşı nasıl reaksiyon vereceğidir. Omuzları mı düşecek, moral bozukluğu mu yaşayacaklar, yoksa bu durumdan ders çıkarıp daha da hırslanıp bir daha bu durumun yaşanmaması için savaşacaklar mı, önemli olan ve oyuncu olarak geleceklerinin nasıl şekilleneceğini belirleyecek olan da budur.."

Arda, Rijkaard'ın bu cümlelerinde belirttiğinden, yine trip yapan, moralim bozuk, uf oldum diyen futbolcu tipi olacağının işaretini vermiştir.

21 yaşında bu takıma bu oyuncuyu kaptan yaptıran, O'nu henüz haketmediği halde Metin Oktay ile aynı seviyeye çıkarmaya çalışan Galatasaray taraftarına bu muameleyi yapamaz! Gol attığında, sevinmemezlik edemez. Çıkarken yüzünü asamaz.

Kaptan olarak ilk yapması gereken, yüzüne gülüşünü yapıştırmaktır. Liderler böyle günlerde belli olur. Arda ise, lider, kaptan Arda değil, Tripcan Arda olarak anılmaya doğru hızla gittiğini bir kez daha göstermiştir..
Devamı

Messi'nin dünyanın en büyük futbolcusu olduğunun kanıtı..

Ne olağanüstü yeteneği..

Ne bu sene ligde ve Avrupa'da 35 gole ulaşması..

Ne daha geçen hafta Şampiyonlar Ligi bir organizasyonda, Arsenal gibi bir takıma 4 çeyrek finalde 4 gol atması..

Ya nedir biliyor musunuz?

Birbirinden nefret eden iki ezeli rakibin mücadelesinde, deplasmanda golünü atıp armayı öpüp Real Madrid tribünlerine nisbet yaparken, Real Madrid tribünlerinde gördüğüm, Messi'nin fotoğrafını çekmeye çalışan Real Madrid'lilerdir..

Düşünsenize.. Size en çok acı veren anda, Barcelona'dan yediğiniz gol sonrasında, başka hangi futbolcunun resmini çekmeyi düşünürsünüz? Yapacağınız en fazla küfür etmektir..

Ama Messi, resmini çektirir..

İşte bu da, artık tartışmasız gerçeğin, Messi'nin Dünyanın en büyük futbolcusu olduğunun resmi kanıtı fotoğraftır..
Devamı

20 Yıl sonra ilk kez..

2010 Dünya Kupası öncesi, Türkiye'de 20 yıl sonra bir ilk yaşanacak.

İlk kendimi bilerek izlediğim Dünya Kupası İtalya 90'dır. İtalya 90 öncesi Türkiye'de şampiyon Gordon Milne'in Beşiktaş'ıydı. İşte o tarihten sonra, her Dünya Kupası öncesi, mütemadiyen Galatasaray şampiyon oldu:
  • 1993-1994 - Reiner Hollman
  • 1997-1998 - Fatih Terim
  • 2001-2002 - Mircea Lucescu
  • 2005-2006 - Erik Gerets
Biz Galatasaraylılar da şampiyon olmanın rahatlığı, gururu ve zevkiyle, Dünya Kupası ile futbolsuz geçmeyecek olan yazın tadını çıkardık.

20 sene sonra ilk kez, Güney Afrika'daki maçlara odaklanırken, kalbimizde kaçan şampiyonluğun keyifsizliği olacak..

Bu duyguyu unutmuşuz!

Bu kupaya ilk kez bu kadar çok sayıda ismi gönderecek olmanın, kaçan şampiyonlukta etkisi var mıdır peki? (Elano, Neill, Kewell, Giovani Dos Santos, Keita olmak üzere 5 futbolcu).

Ben hiç sanmıyorum. Aksine, Dünya Kupasında oynamak isteyen oyuncuların bir sezon önce performans yükselttiklerini görürüz hep. O manada takımı yıpratmaya yönelik yapılan, Elano vs. sakatlanmamak için topa girmiyor haberlerine inanmıyorum.

Asıl korkum ise, gelecek sezona yönelik. Malum yazı Dünya Kupası gibi organizasyonlarda geçirip, sezon başı hazırlık kampını kaçıran oyuncular, bir sonraki sezonu oldukça formsuz geçiriyorlar. Buna en yakın örnek olarak 2002 Dünya Kupası ve 2008 Avrupa Şampiyonası sonrası Galatasaraylı Milli oyuncuların bir sezon boyunca dökülmelerini örnek gösterebiliriz..

Bu manada, bu durum, Galatasaray adına şimdiden düşünülmesi ve ince ince planlanması gereken bir durumdur..

Neyse, olaya güzel yönünden bakalım: Dünya Kupasında destekleyebileceğimiz 4 takım olacak: Avustralya, Fildişi Sahilleri, Meksika ve Brezilya..

Neill ve Kewell'dan ötürü sonuna kadar "Aussie" olacağımı ifade etmekte sakınca yok sanırım..
Devamı

Ne şekilde olursa olsun, kazanmak avantajdır..

Bir kez daha bunu kanıtlayan bir maç oldu. 20-30 yıl öncede kalma bir klişedir Türk futbolunda. Eğer bir takım iki ayaklı bir kupa maçından 2-1, 3-2 gibi skorlarla yenik ayrılarak deplasmandan dönüyorsa, hemen "X takımımız avantajlı bir skor alarak geri geliyor.." denir..

Neyin avantajıdır bu? 1-0'a tur atlanacağı mantığı ile kurulan bu hesap, sanki deplasmana gelecek takım asla gol atamaz anlayışının üzerine kuruludur. Oysa günümüz futbolunda birbirine yaklaşan takımlar arasında, deplasman - ev sahibi özelliği kalkmakta, her takım her yerde gol bulabilmektedir.

O manada, isterse 5-4 yenin, ama mutlaka yenin ilk maçta.

Zira gördüğünüz gibi, deplasmanda 3-0 yenik duruma dahi düşseniz, 1 gol ile maçın psikolojik dengesini alt üst edebilirsiniz. Çünkü 3-1 öndeki takım, bunun rahatlığında değil, her an 1 gol yememenin telaşındadır.

İşte, Oliç'in ilk maçtaki son dakikadaki golü bu manada turu getiren goldür Bayern Münih adına. Ya 3-0'ken 3-1 yapan golü daha mı önemsizdir? Tartışılır. Tartışılmayacak tek gerçek, geçen sene Hamburg formasıyla Galatasaray'a 2-0'dan 3-2'lik maçta 3. golü atıp yıkan Oliç'in hırslı, yılmayan futboluyla Manchester United'dan yılların intikamının alınmasında baş rolü oynadığıdır..

Kimle birlikte? Arjen Robben ile birlikte. Futbol tanrısı Messi'yi bir kenara bırakırsak, son yılların bana göre hakettiğinden çok daha az değer verilen, dünyanın en iyi bir kaç oyuncusundan biridir Robben. Bu sene Şampiyonlar Ligi'nde attığı birbirinden kritik ve muhteşem gollerine bir yenisini ekleyip, takımı yarı - finale uçurdu..

Manchester United'ın orta sahadaki kazma, ama birlikte oynadıklarında bir takım yaratan oyuncularıyla o etkili başlangıçtan sonra eleneceğini kimse düşünmüyordu sanırım.. Ama futbol işte bu; işte bu yüzden seviyoruz. Geçenlerde birinin dediği gibi, futbolu bize yaşarken cenneti ve cehennemi gösterdiği için seviyoruz. Tıpkı bugün Manchester United'lı ve Bayern Münih'li taraftarların yaşadıkları gibi..

Yarı finalde uzun yıllar sonra bir İngiliz takımı yok. 90'lara dönüş mü yoksa? Sanmam.. Ama diğer Avrupa takımlarının yavaş yavaş son senelerde cevap veremedikleri İngiliz takımlarının temposu seviyesine ulaştıklarını görüyoruz.. O manada Türk futbolunun kağnı temposundaki oyunuyla bu seviyede mücadele etmesinin giderek daha da zorlaşacağını öngörmek yanlış olmaz..

Son söz olarak; şu maçtan sonra maçın başından beri Bayern'i destekleyen biri olarak tek üzüldüğüm, Rooney'dir.. Gerçek futbol emekçisi, bu senenin müthiş performansını belki de ne şampiyonluk, ne de Şampiyonlar Ligi ile taçlandırabilecek.. Umarım Dünya Kupası öncesi artık sakatlığından arınmaya bakar da; Dünya futbolu Güney Afrika'yı itici, ama saygı duyulması gereken bu futbolcusuz geçirmez..
Devamı

Size kim gülsün Milliyet Spor Servisi?

İşler kötüye gidiyor ya, yalan haber yapanların, masa başı karıştırıcılarının keyfi yerinde.

İşte en umarsız, en terbiyesizcelerinden biri..

Dünkü Milliyet İnternet sitesinden. Gazetelerinde de var mıydı bilmiyorum. Linkteki haberden okuyacağınız üzere, Milan Baroş'un Galatasaray'ın Sivas'ta yediği golden sonra güldüğü iddia ediliyor. Tamamen taraftarı Baroş'tan soğutmaya, çileden çıkarmaya yönelik, güdümlü yapılmış bir haber. Zira Baroş'u 2-3 maç dahi olsa izlemiş 7 yaşındaki çocuk dahi biliyor ki, Baroş'un ağzını açıp sıkma şeklinde tezahür eden bir tiki var.

Golden sonra yaptığı da tam buydu ekranlara geldiğinde ve bilinmeli ki, Baroş o yüz tikini genelde sıkıntılı anlarda yapar. Gol kaçırdığında, gol yendiğinde, vs.

Bu anlamda, akıl izandan yoksun leş kargalarına, ne dense azdır. Hadi isim vermeden futbolcuların ağzından karıştırıcı haber yapanların yalanlarını anladık; en azından kanıtlayamıyoruz yalan olduklarını, sadece yalan olduklarına dair yüzde yüz inancımızı belirtiyoruz. Ama be hey şaşkınlar, bu tarz bir durumda böyle bir haberi yapma cesaretini nerden buluyorsunuz Baroş'un bu tiki görüntülerle iki dakikada kanıtlanabilecekken..

Hesap belli; çamur at izi kalsın..

Tüm futbolculara öfkeli olduğumuz bu günlerde dahi, bu adice hareketleri not ediyoruz; herkesin bilgisine..
Devamı

Rijkaard sahaya 11 tane eşeği sürse de, sonuna kadar Rijkaard..

Neden mi? Rijkaard'dan bağımsız olarak, ne hata yapıyorsa yapsın;

Artık Galatasaray'da bir klasik haline gelmeye başlayan mızmız oyuncuların yeniçeri isyanlarına bir cevap verebilmek için..

Artık, işler istedikleri gibi gitmediğinde, hemen suçu teknik adama atıp, aradan sıyrılamayacaklarını anlamaları için..

Gerets'i, Kalli'yi, Skibbe'yi yiyen futbolcuların, 87 doğumlu veletlerin, hükümranlığına son vermek için..

Galatasaray'da yerli hoca olmalı; yabancı futbolcuların da "ahlaklısı" gelmeli diyebilecek kadar aşağılıklaşanlara cevap verebilmek için..

Rijkaard'ı gördüğünde besmele çekmesi gerekirken, arkasında O'na küfreden Sivaslı ayılara, bu adamın dünya görüşü, futbola bakışını daha iyi anlatıp misyonerliğini tamamlama fırsatı vermek için..

Galatasaray'ı yeniden Abdullah Avcı'lar, Hikmet Karaman'lar vizyonundan kurtarmak için..

Bu sene ligi tanıyan hocanın tecrübelerinden gelecek sene faydalanabilmek için..

Rijkaard bu takımın başında kalmalıdır. Zira, bu artık teknik adamlık hataları/sevapları tartışmasından ziyade, Galatasaray'a kanser gibi yapışan zararlı hücrelerin atılması için bir adımdır. Rijkaard belki mükemmel bir teknik adam değildir, ama bu manada bir semboldür..Rijkaard'ı o mevkiinin başında gören mikropların direnci geçen süreçte azalacaktır. Onların antikoru olacaktır sonuna kadar arkasında durulan Rijkaard figürü..

Bu yüzden, Adnan Polat, başkanlık geleceğini belirleyecek tarihi dönemeçte. Ya futbol zibidilerinin, Galatasaray düşmanlarının dilediğini yapıp Rijkaard'a yol gösterecek veya güveninin zedelendiğini gösterir edimlerde bulunacak.. Ya da sonuna kadar arkasında duracak.

İşte bu tercihi, Galatasaray'ın uzun vadedeki kaderine de ışık tutacak.
Devamı

Öfkeliyim..

Kalecilik yapmak yerine, maç sonu akıllı demeçler verince kalede kalmayı garantileyeceğini düşünen Aykut Erçetin'e..

Takımda ilk top istobunu topu 1 metre önüne sektirmeden yapamayan bir tane futbolcu olmayışına..

Çirkefliğin zıttının, kuzu olmak olduğunu sanıp, mücadele gücünü kaybeden Sabri'ye..

Göztepe'deki ilk yıllarına dönen, şaşkın, bir tane kafa topunu arkadaşına indiremeyen, gözü kapalı toplara vuran Servet'e..

Ağır, sürekli sakatlanan, belini döndüremeyen, Mehmet Yıldız gibi bir kamyona bile geçilen Hakan Balta'ya..

Başı kesik tavuk gibi sahada dolanan Barış'a..

Türkiye'de 3.lig'den yukarı seviyede oynayamayacak olan, 2 metre önüne pas verirken heyecanlanan, bir top gelirken seksen tane adım atarak pozisyon almaya çalışan acemi Mustafa Sarp'a..

Bir tane gol atamayan, bir tane asist yapamayan, orta sahada iki tane dripling yapmaktan bir şeye yaramayıp, hala beğenilen Giovanni'ye..

Senelerdir bir tane kontratak yapamayan Galatasaray futbol takımına..

Koskoca takımın başına, daha hiçbir şey başarmamış, 87'li bir veledi kaptan yapanlara..

Titrek Mehmet Topal'a..

10 maçın 9'unda farkı ikiye çıkaracak pozisyonları laubalice harcayıp son dakikaları azap içerisinde geçirtenlere..

Takımında oynayamayan, geçmişinde sakatlıklar yaşamış isimleri almayı büyük transfer başarısı sayanlara..

Sene ortasında ön liberoya transfer yapamayanlara..

Galatasaray'a bu sene mor, seneye yavru ağzı giydireceklere..

Ruhsuz, kız gibi top oynayan alayına..

ÖFKELİYİM.
Devamı

Lucas Neill'i tutun, gerisini yollayın!

Son dakikada gol yemişsin; bu golün de etkisiyle, maç boyu tekme atan Sivassporlu oyunculara tekme teşebbüsünde bulunmuş arkadaşın kırmızı kart görmüş; tüm Sivaslılar çocuğun üzerinde.

Takım gibi takımda ne olur? En az 7-8 kişi arkadaşını korursun. Ama bizim süt çocukları umursamaz. Sadece, daha takıma katılalı 2-3 ay olmuş delikanlı arkadaşını korumaya geliyor.

O delikanlının adı Neill. Mağlubiyete tek isyan eden, maç boyu yanında saatli bomba Servet'e rağmen, Mehmet Yıldız'la, Kamanan'la mücadele eden..

Kendi adıma bir tek sana teşekkür ediyorum Lucas Neill. Sezonun tek güzelliğisin.

Gerisi mi?

Ruhsuzlar ordusu. Süt çocukları. Bursaspor'a karşı artık bilenir, Fener'i şampiyon yaparsınız, emelinize de ulaşırsınız.

Galatasaray'ı izlediğim 23 sene boyunca, hiçbir sezon bu kadar sinirlenmedim.

Yazıklar olsun..
Devamı

Dünya alem tercüman görsün: Halil Yazıcıoğlu

Malum bu aralar futbol bloglarının gözde konusu Galatasaray'ın tercümanı Mert Çetin. Hemen herkes kendisinin tercümanlık yapabilecek kadar dile hakim olmadığının farkında ve söylenebilecek herşey söylendi.

O manada ben Mert Çetin'i eleştirmektense, bu işi şu anda, belki de tüm zamanlarda, en iyi yapan kişiye dikkat çekmek istiyorum.

Söz konusu kişi, Trabzonspor'un tercümanı Halil Yazıcıoğlu. İspanyolca, İngilizce, Fransızca ve Portekizce de konuşan ve diksiyonu, Türkçe'ye hakimiyeti ile dikkat çeken Yazıcıoğlu'nun sadece tercümanlıkla kalmak istemediğini Erkan Goloğlu'nun Ocak 2009'daki bu yazısından öğreniyoruz. Besbelli kendine teknik adamlık hedefi koyan Yazıcıoğlu bu anlamda başarılı olabilir mi bilmiyorum; ama şu ana dek sergilediği tercümanlık performansı anlamında ben kendisini tebrik ediyorum.

Galatasaray'da senelerdir doğru düzgün bir tercüman görememiş; Hagi'nin tercümanı Olgun Cafer'e, Gerets'in tercümanlığını da yapan Erdal Keser'e, Feldkamp'ın tercümanlığını yapan Burak Dilmen'e ve en son Mert Çetin'e dayanmış bir birey olarak, Galatasaray İletişim mezunu Halil Yazıcıoğlu'nu takımda görmek, rüya gibi olurdu diyerek sözü Halil Yazıcıoğlu'nun kendi ağzından özgeçmişine bırakayım:

"“Colman, ‘Radara yakalandım, polisle konuş’ diye beni arar”
Halil Yazıcıoğlu (24 / Trabzonspor)
-Bir yıldır Trabzonspor’dayım. Burada sekiz oyuncuya çevirmenlik yapıyorum. Alanzinho’ya Portekizce, Colman’a İspanyolca, Hırvat Cale ve Nijeryalı Promise’e İngilizce, Kamerunlu Song, Senegalli Sylva, Brundili Papy ve Gineli Yattara’ya da Fransızca tercümanlık yapıyorum.
-Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema ve Televizyon Bölümü’nde eğitim gördüm. Fransa’da Lyon Siyasal Bilimler Enstitüsü’nde yedi ay okudum. İngilizce ve Fransızca öğrenmeye Burak Bora Anadolu Lisesi’nde başladım. Dört yıl İstanbul Cervantes Enstitüsü’ne gittim, İspanyolca öğrendim. Trabzonsporluyum. Galatasaraylı olmadığım konusunda kulüpteki insanları ikna etmek için çok uğraştım.
-Futbola eskiden beri meraklıyım. Hatta üniversite döneminde Radikal gazetesinin spor servisinde üç yıl çalıştım. 2008’in başında ise Cervantes’te kültürel etkinliklere yardımcı olabilecek bir kişi aranıyordu, beni aldılar. Trabzonspor, Arjantinli oyuncu Gustavo Colman’ı transfer ettiğinde Cervantes’le iletişime geçti. İspanyolca konuşan ve futbolla ilgilenen birini arıyorlardı. Başvurdum, kabul ettiler. Bu camiada Portekizceyi bilmek şart diye düşündüm ve kendi kendime evde çalışarak öğrendim.
-Yabancı futbolculara Türkçe temel kelimeleri öğretiyorum. Cale dil öğrenmeye çok yatkın. Song, Isaac ve Faty Papy de konuşamıyor ama çoğu şeyi anlıyor.
- Colman bir keresinde beni arayıp “Evde su borusu patladı, her taraf su oldu, ne yapayım?” demişti gülerek. Çok rahattır, bu nedenle sürekli başı derde girer. Radara girer, polis çevirir. “230’la radara girdim, şu polisle konuşuver” diye de arar. Cale ve Sylva mezgiti, Colman da Akçaabat köftesini çok sever."
Devamı

Gökmen Özdemir, Abdullah Avcı'nın gizli kardeşiymiş.. (!)

İş o raddeye geldi ki, www.zaytung.com tadında bir başlık atmayı uygun gördüm..

Artık Gökmen Özdemir'in, piyasaya ilk çıktığı zamanlarda, tüm Galatasaraylılarca umutla karşılanan stilinden eser kalmadığını, kendisinin de medyanın çarkları içerisinde eriyip gittiğini ve nüfüz mücadelesini en sert biçimde verdiğini, güç sahibi olabilmek için herşeyi yapabileceğini ve "medyada artık dinozorların yerini gençler alsın" söyleminin ne kadar boş olduğunu gösterdiğini; zira önemli olanın genç olmak, yaşlı olmak değil, düzgün adam olmak olduğunu biliyoruz.

Bu manada, Gökmen Özdemir'den artık bir beklentimiz yok. Galatasaray'dan 5 futbolcu ile görüştüm, şöyle şöyle karışık klüp diye haber yaptığında, eskiden olsa Gökmen Özdemir yazıyorsa doğrudur diye düşünecekken; artık arkasında kaç tilki hesabın yattığını, bu haberin hangi hesapları gerçekleştirmek için manipülasyon amaçlı yazıldığını düşünmeye başlıyoruz misal. Bu bile, Gökmen Özdemir'in kendisine nasıl yazık ettiğinin kanıtıdır. Maalesef, insanların güvenini kaybeden her birey gibi, O'nun da bu noktadan dönüşü yoktur.

İşte bu güven duygusunun sistematik olarak zedelendiği ilk hadise, Gökmen Özdemir'in yakın arkadaşı Abdullah Avcı'yı Galatasaray'ın başında görmek istemesi ve bu noktada bazen açık açık, bazen satır aralarında mesajlar vererek; bazen futbolculara Abdullah Avcı'yı isim vermeden tarif ettirerek, bazen Galatasaray'da suni sorunlar yumağı haberleri yapıp, bunları adresleyebilecek isim olarak Avcı'yı göstererek, ara ara Lig Radyo'daki programına çıkararak, sürekli gündem oluşturmaya çalışması, ilk olmasının yanında en çok dikkat çekendir de.

Gökmen Özdemir'in Kalli'nin gidişi döneminde sesli olarak haykırmaya başladığı bu görüşü, en net tam 2 sene önce 6 Nisan 2008'deki yazısında şu şekilde haykırılmıştı kendisi tarafından:

"ARANAN ADAM AVCI

Şimdi göreve kimin geleceği tartışılıyor. Birçok isim havada uçuşuyor. Ama cevap, üniversite sınavındaki gibi 5 şıklı değil. Tek bir doğru yol var. O da aklı ile iş yapan, tırnaklarıyla kazıya kazıya ismini herkesin aklına yazdıran, günümüz futbolunun adamı Abdullah Avcı. Takımı ile yaptıklarını sadece 2 sezon için değerlendirmemeli... U-17 Milli Takımı’na da bakmalı. G.Saray için, geleceği planlayan G.Saray için biçilmiş kaftan Avcı’dır. Türk futbolunun yeni Fatih Terim’i olma potansiyeli onda var. Gerek futbolcu ilişkileriyle, gerek medya ile arasındaki duruşuyla, gerekse hayata bakışıyla Avcı G.Saray’ı yukarılara taşıyabilir. Tabii bu da tek bir şarta bağlı. G.Saray yönetiminin kayıtsız şartsız yeni getireceği hocasına, Avcı’ya kol kanat germesi gerekiyor. G.Saray’ın iç politikalarından uzak tutup sadece Florya’ya yönlendirmeliler. "

Sonrasında Gökmen Özdemir, teknik direktörlüğe Abdullah Avcı, başkanlığa Adnan Öztürk'ün getirilmesine yönelik türlü haber, yazı, radyo röportajına imza attı hepimizce gözlendiği üzere..

Peki bunları neden tekrar yazıyorum? Yazıyorum zira 30 Mart'taki yazısında ve Vatan Gazetesi'nin spor sayfasında doruk noktasına ulaştı Gökmen Özdemir.. Önce köşesinde,

"ASLINDA reçete son derece basit.. Şov yapmayı bırakıp gerçek bir yapılanma yolunu seçmeli G.Saray.. Tarihinde hep yerli hocalarla, yerli futbolcularla bir gövde oluşturmuş, etrafına işe yarayan yabancılar koyarak kimlik kazanmıştı G.Saray.. Jo’ya, Elano’ya, Keita’ya, Leo Franco’ya, Kewell’a harcadığını Türk oyunculara yatıracaksın. Etrafına pahalı değil ama işe gören, Türkiye şartlarına uygun yabancılar koyacaksın. Tabii yerli hocanı da iyi seçeceksin. Camiana yakın, gelecek vaadeden, Türkiye gerçeğini bilen ve unutmamış biri olmalı bu isim.. Ve kesinlikle de daha önce denenmemiş olmalı.."

diyerek, yine aklı sıra isim vermeden Abdullah Avcı'yı işaret eden Gökmen Özdemir, aynı gün ekürisi Kadir Çetinçalı'ya aynı gazetenin sütunlarında "Yeniden Avcı Sesleri" şeklinde haber yazdırıp, okuyucuya aptal muamelesi yapmaktan çekinmedi.. Aynı gün yoğun çalışan Gökmen'in bir diğer haberi ise Rijkaard bizi bitirdi! Hani şu 1 haftadır konuşulan, Galatasaray'daki yerlilerin hocalarından ve yabancı oyunculardan memnuniyetsizliklerini dile getiren yalan haber..

Siz herkesi saf, aptal mı sanırsınız beyefendiler? Kendinizi ne sanıyorsunuz? Koskaca Galatasaray Klübünde geleceğe dair kararları manipüle edebilecek kudrette olduğunuzu mu düşünüyorsunuz? Merak etmeyin, sizden çekinen bir kaç yönetici o hissi vermiş olabilir. Ama büyük Galatasaray taraftarı aymazlığınızın farkında. Sizi Gökmen Özdemir yapan o taraftar, bu oyunlarınızı da her fırsatta haykırarak maskenizi düşürmeye devam edecek!
Devamı

Ben spikerin akıllısını severim..

Bugün Ankaragücü-Beşiktaş maçının sadece ilk yirmi dakikasını izleyebildim. Dolayısıyla maçın geneliyle, henüz izleyemediğim, ama net penaltı olduğu söylenen pozisyonla ilgili yorumum olmayacak.

Benim takıldığım konu biraz daha farklı. Malum, maçın başında Jerome Rothen, yardımcı hakeme gözlük işareti yaptığından sarı kart gördü. Sonrasında bir başka pozisyonda Lig TV kameraları, Rothen'i yine aynı hareketi yaparken yakaladı. Maçın spikeri de, hemen, Rothen yardımcı hakeme yaptığı aynı hareketi, hakem Barış Şimşek'e de yaptı diyerek hemen kamuoyunda hükmü koydu.

Oysa biraz zeki bir adam olsaydı, Rothen'in bu sefer o hareketi yapmadan önce bir BJK'li oyuncuyu gösterdiğini ve bak O da aynı hareketi yaptı, neden O'na sarı kart göstermedin demek istediğini, orta hakemin de bu nedenle o gözlük hareketini aynı şekilde değerlendirmediğini anlayabilirdi.

Ama işte bizim spikerlerimiz, olayları bu şekilde süzmekten uzak olup, tamamen yüzeysel yorumlayabiliyorlar. Bu yeteneksizlikleriyle de, kamuoyunu yanlış yönlendirmekten çekinmiyorlar..

Muhtemelen şimdi bu durum Lig Tv'nin 3 dk'lık özet görüntülerinde de yer alacak ve tüm hafta sakız gibi bu pozisyon konuşulacak..

Ne yazık..
Devamı

Hayatta her şeyin bir sebebi var..


Çok değil bir kaç yıl önce, Galatasaray'a geldiğinde, o kadar çok Anadolu çocuğuydu ki, sahaya çıktığında saygısından Hakan Şükür abisinin elini öperdi.

Saçları bugün olduğu gibi her gün fön ile düzeltilmiş değil, kabarık, azgın bir modeldi. Kim bilir, mahalle berberinde kestirirdi Çanakkale ve ya Malatya'da.

Umut vaadeden genç yetenekti.

Bugün orta sahaların çıtkırıldım oyuncusu.

Hiçbir şey tesadüf değil bu hayatta. Sık sakatlanmaya başlayan, sahaya çıktığında titrek gözüken, herhangi bir rakiple ikili mücadeleye girdi mi güçsüzlükten bir türlü top kapamayan, eskisi gibi şut çekemeyen (Eskiden de kaleyi bulmazdı ya, yine de sert giderdi..), Galatasaray orta sahasının "Avrupa'ya gitmek istiyorumcularından" Mehmet Topal'daki bu gelişimi yukarıdaki resimde ve o resme ışıklık eden Cemil İpekçi'nin röportajındaki aşağıdaki pasajda aramak lazım.

"19 Ocak’ta Türk Böbrek Vakfı yararına düzenlenecek “Butterfly Cemil İpekçi 2010” adlı defilede Pascal Nouma, Mehmet Topal gibi ünlü futbolcuların yanı sıra klarnet virtüözü Hüsnü Şenlendirici, Ebru Ürün, Ceylan Saner, Sema Şimşek gibi mankenler podyuma çıkacak.
Galatasaraylı milli futbolcu Mehmet Topal’ın da hazır bulunduğu provalarda usta modacı tüm sorularımızı samimiyetle yanıtladı.

Futbolcuları giydirmek nereden aklınıza geldi?
Benden gelmedi. Mehmet de (Topal) kendi giyinmek istedi. Ben modacı değil giysi tasarımcısıyım. Dünyada da sanatçılar, futbolcular çok göz önünde olan insanlar. Mehmet “Bana yeni tasarım giysiler yapabilir misin?” dedi, öyle başladık. Futbolcu oluşu beni ilgilendirmiyor. Çünkü futboldan hiç anlamam. Ama futbolcuların hoş bir tarafı var mankenler gibi. Mankenle film yıldızı arasında bir yerdeler. Bir futbolcunun giyim tarzı, saç modeli, taktığı saat, ayakkabı binlerce genç tarafından taklit ediliyor. "


Ne var canım, futbolcunun özel hayatı değil mi?

Öyle değil işte.

Her şeyin bir sebebi var. Aslında çok açık, ama görmek isteyene..
Devamı

Hayat devam ediyor Volkan..


Bu hareket muhtemelen Fenerbahçelileri kendinden geçirmiştir. Nasıl da geçtik dalgamızı, rezil ettik adamları vs. Yakında tshirtleri de yapılır; abuk subuk videoları çıkarılır. Sonuna kadar haklarıdır. Her kim bu ezeli rakibine yapılsa; insan doğası gereği sevinir.

Mesele o değil. Mesele adam olmakta vs. de değil. Volkan'ın olmadığını hepimiz biliyoruz. Mesele nerede biliyor musunuz? Bu tarz hareketlerle ah alanların, bir şekilde hayatlarında sonradan bunun vebalini ödedikleri gerçek mesele..

Alın size Fatih Akyel örneği.. Kadıköy'de Bülent Korkmaz'a saldırdığında aldığı ahı kimse almamıştır herhalde. Hayat devam etti ve bugün Fatih Akyel nerede..

Hayat senin için de devam edecek Volkan Demirel. Bir 10 sene sonra bu şanda şöhrette burun büyüklüğünde olmayacaksın. Bir 10 sene sonra Rüştü Reçber adamlığıyla her taraftardan saygı görecekken, sen yetenekliydi, ama rezil, leş bir adamdı diye anılacaksın bir marketten çıkarken bir babanın oğluna anlatışında. Aslında bu bile yeter sana; ama korkum O'dur ki, Fatih Akyel'den beter olursun bu kafa yapınla..
Devamı

Leo Franco'yu Arda teselli etti (!)


Hadi canım, bunu da yerseniz. İşte Türk futbolunun resmi budur. Basınla arası iyi futbolcu için bu tarz haberler yapılır hemen. Bak bak Büyük Kaptan diye..

Galatasaray'ın Arjantinli kalecisi Leo Franco'nın yediği gol nedeniyle ıslıklandığı Fenerbahçe derbisinden sonra soyunma odasında gözlerinin dolduğu belirtildi. Leo Franco'yu başta kaptan Arda olmak üzere takım arkadaşlarının teselli etmeye çalıştığı öğrenildi.

Kaptan Arda Franco'ya ''Bu statta Galatasaray için hem de çok önemli işler yapmış futbolcuların zaman zaman ıslıklandığına, yuhlandığına ben şahit oldum. Geçmiş yıllarda bana da tepki gösterdikleri maçlar oldu. Ne kadar üzüldüğünü anlıyorum. Bir futbolcu için kendi taraftarı tarafından protesto edilmekten daha kötü hiç birşey olamaz biliyorum. Ama bunu unutmalı ve yoluna devam etmelisin. Profesyonel bir futbolcu olarak 90 dakika sonunda sahada yaşanan herşeyi sahadan çıkar çıkmaz unutmamız gerektiğini biliyoruz. İyi bir kalecisin herkes hata yapar. Elbette istemezdik, elbette sen herkesten fazla üzüldün. Seyircimiz yenilginin üzüntüsüyle tepki gösterdiler. Herşey düzelecektir'' dediği belirtildi.


Belirtmeye devam edin bakalım. Suni efsane yaratmaya, kankalarınızı taraftara pompalamaya devam edin. Nasılsa inanır bu taraftar. O oyuncu da yeteneklerini sergileyeceğine, şimdi şunu yapsam şu mesajı veririm, bunu yapsam bu mesajı veririm diye düşünmekten top oynayamaz. Oynayamayacak haldeyken oynama ısrarıyla belki 3 puan kaybettirir; çünkü fedakarlığın hangi şartlar altında yapılabileceğini tartmaktan tecrübe olarak yoksundur. Rahat olmakla, kendine bakmamayı ayrıştıramaz; 23 yaşında 33 yaşında Sergen Yalçın fiziğine kavuşur.

Devam edin.. Çok güzel.. 33 yaşındaki Franco'yu teselli edip, gözlerini dolduracak kaptanımız (!) var nasılsa.. Hani o geçen sene de Lincoln'ü yola getiren büyük kaptanımız..

Yaşayın..
Devamı

Fenerbahçe maçlarının sorumlusu giderek aptallaşan Galatasaray Taraftarıdır.


Hiç kimse kusura bakmasın; hiç kimse ayıplamasın.

Bu tabloyu yaratan, son 10 senede oluşan, futboldan çok anlamayan

- Altyapıdan gelen oyuncuları gereksiz bir koruma çemberine alan, Arda Turan'ı bir anda Metin Oktay seviyesine yücelten

- Galatasaray taraftarı futbolcusunu yuhalamaz; tepki göstermez anlayışına sahip olup, futbolcuların başındaki Demokles'in Kılıcı olma özelliğinden sapıp, futbolcuları kaybetseler de yaptırımı olmadığından umursamayan, gamsızlar ordusu haline döndüren

- Takım mı kuruluyor, gerekli yere mi transfer yapılıyor irdelemeksizin; isimli oyuncu geldi mi Football Manager tarzı oyunlardan bilgileriyle orgazm olan; daha doğru dürüst izlememişken, salak saçma dalgalar geçmeye çalışan ("bu sahte dos Santos, bu gerçeği" gibi.. Herkes gerçeğinin kim olduğunu dün gece görmüştür..)

- Nerde tepki gösterip, nerde sakin olacağını bilemeyen; centilmenlik naraları atıldığında hemen kanıp, sonra karşılığını alamayınca bu sefer işin bokunu çıkarıp sahaya bir şeyler atarak intikam alabileceğini sanan

- Pozisyon takibi bilmeyip, maç içerisinde rakip oyuncuyu ürkütemeyen, hatalı kararlar veren hakemlere sahayı dar edemeyen; Hüseyin Göçek gibi hakemlerin Belediyespor gibi camiasız bir takıma yardımcı düdükleriyle son 15 dakika Galatasaray'ı kendi yarı sahasına hapsetmesine seyirci kalan

- Yalan haberle, doğru haberi ayırt edemeyip, etik budalası kesilen (örneğin yalan haber olduğu ortada olan Keita'nın Trabzon maçındaki Noumavari hareketi olarak adlandırılan basit acıyan kasığını tutmasına dahi, vay utanmaz Keita diyerek saf tepkiler verebilen)

- Edebi yazılar yazıp, futboldan zerre anlamayanları baş tacı eden

- Verimli oyuncuyla (gol atan-asist yapan), pırpır oyuncu farkını göremeyen

- 10 senedir sadece Fenerbahçe'ye değil, Beşiktaş'a karşı yaşanan derbi felaketleri sonrasında, bir tane "are you big player" vakası yaşatamayıp, tepki göstermeyip, bir maç sonrasında yenilsen de yensen de patlatıp, bu maçlar da 3 puanlık maçlar havası verip, taraftarın bu büyük rakiplerine yenildiğinde hissettiklerini futbolcu müsvettelerine tam yansıtamayan

- Maç öncesi içip içip zil zurna sarhoş olmayı marifet sanan, bu nedenden ötürü maçta sesi çıkmayan

Galatasaray taraftarıdır. Bir an önce silkelenip kendimize gelmezsek; en azından Seyrantepe'de bu tabloyu değiştiremezsek, daha çok hüsranlar yaşatır bize bu gamsızlar ordusu.

Hani nerde o yedi düvele "cehennem" sıfatını öğreten Galatasaray taraftarı.. Hani nerde bu Sami Yen'de Fenerbahçe taraftarına tepki göstermekten bile aciz hale gelmiş taraftar..

Peh..
Devamı

Adınızla anılan klübün BAŞKANI ADNAN POLAT!

Uzun uzun yazmaya gerek yok. Şu cümleleri kurabilmiş bir hasta zihniyetin temsilcilerine, bizden biri olsun ama iş bilmesin gerekirse diyebilenlere, bu klubü liselerinin adıyla anılmasından dolayı sevenlere en büyük cezadır.. Tebrikler Adnan Polat!

Mekteplilere son çağrı!
Geçtiğimiz hafta içinde Galatasaray‘ımızın adı ile anılan kulübü neden Adnan Polat ve ekibinden kurtarmamız gerektiğini detayları ile yazmış ve Hıncal Uluç tarafından kafatası avcısı olarak suçlanmıştım! Yazdıklarımın sonuna kadar arkasındayım ve çağrımı yeniliyorum: Görevinizi lütfen yapın ve kurtarın ismimizle anılan bu kulübü! Bizden birini getirin! Kimilerine göre yanlış olsun, işi bilmesin ama bizden olsun! Direksiyona bir geçelim en azından inşaat demirleri arasında kaybolan ruhumuzu kazanalım!

- Yiğit Bulut
Devamı

Mekanın Cennet Olsun Özhan Canaydın


Çok kızdık, çok eleştirdik, her şeyi söyledik; ama Galatasaray sevgisinden bir gün olsun şüphe etmedik.. Bugün geldiğimiz noktada, o kadar kızdığımız insana bu kadar üzülebiliyorsak, bu adamın büyüklüğüne şapka çıkarmak gerekir.

Seyrantepe'de maç izleyemeyecek olması ne acı.

Galatasaray'daki en mutlu günümdü diye değerlendirdiği, 5-1'lik Fenerbahçe zaferi sonrası, kupa töreninde çocuklar gibi oyuncularla birlikte zıpladığı resim ve görüntülerle uğurlamak isterim Özhan Abimizi..(Görüntü: http://www.youtube.com/watch?v=oq5T4YK3MSw 2:34'ten başlayarak).. Sadece o görüntüler dahi Özhan Canaydın'ın Galatasaray'a yönelik bir çocuk kadar temiz sevgisini kanıtlayabilir..

Mekanın cennet olsun Özhan Canaydın!
Devamı

Bir tek ben mi farkettim? - I


- Keita'nın attığı depar sonrası kasığında hissettiği acı nedeniyle kasığını tutarak taç atmaya gittiğini..

- Lig TV'deki maç anlatıcılarının, ne zaman Anadolu'dan bir takım başarılı olmaya başlasa, "Bülent Hocam, Ertuğrul Hocam, X Hocam" tadında yalakalıklara başladığını, kraldan fazla kralcı olup, maçlarını rahatsız edici bir amigoluk havasında anlattığını..

- Bursa Stadında karşı taraftaki yan hakemin arkasında tribünün içinde veya önünde, bir adamın elinde tencere bir şeyler pişirdiğini..

- Galatasaray futbol takımının, Trabzon maçı öncesi kenetlenip yemin etme hareketini dahi 11 kişi yapamadığını..

- Bursaspor'a ŞAMP demek için şu şekilde kodlama yapan Rıdvan'ı: "Şanlıurfa'nın Ş'si, Ankara'nın E'si, Manisa'nın M'si, Polatlı'nın P'si.."

- Hasta Beşiktaşlı olmasına rağmen son 2 seneye kadar objektif görüntüsünü korumayı başarıp, ekranlarda düzgün bir profil çizen Güntekin Onay'ın partnerinden etkilenip Galatasaray düşmanlığını abarttığı senede, Keita'nın ayağına gelen su şişesinden ötürü kendisini yere atmasını "erkek adama yakışmıyor" şeklinde yorumlayarak giderek seviyesizleştiğini gösterdiğini..

- Arda'nın Trabzon uçak yolculuğunda siyah atletle yolculuk yaptığını..

- Ertuğrul Sağlam'ın maç içerisinde işine gelmeyen pozisyonlarda hakeme bela okuyup, kazandıktan sonra Denizli'li oyuncuların yanına gidip sahte centilmenlik görüntüleri sergilediğini..

- Bülent Uygun'un Bursaspor'u ziyaret ederek, şampiyon olmaları yönünde isteğine dair demeçler vererek, Ertuğrul Sağlam sonrası Bursa Teknik Direktörlüğüne oynadığını..

- Fatih Altaylı'nın geçen haftaki "Özhan Canaydın Adnan Öztürk'ü destekliyor" demecinin, aslında göründüğü kadar masum olmadığını, durumu kritik bir aşamada olup, bu işlerle alakası olmayan Başkanı, Adnan Öztürk'ü destekliyormuş gibi gösterip, Adnan Öztürk'ün Özhan Canaydın'ın oy potansiyelinden yararlanmasını umduğunu veya bunu bilinçli yapmadıysa da bu sonuca sebebiyet vereceğini..

- Adnan Öztürk'ün henüz "GSTV şifresiz olacak, klüp şeffaf olacak, borçlar azaltılacak, Galatasaray Ada'sından üyeler yararlanacak" dışında doğru düzgün bir vaadi olmayıp, bunları nasıl yapacağına dair en ufak bir proje ortaya koyamadığını..

Bir tek ben mi farkettim?
Devamı

Avea 3G Modem Reklamındaki gizli mesaj


Avea 3G Modem reklamını izlemişsinizdir. Hani Galatasaraylı Jo, Beşiktaşlı Ferrari, Fenerbahçeli Lugano ve Trabzonsporlu Alanzinho'nun oynadığı.

Reklamda, Alex'le online oyun oynayacak Lugano 3G Modemini bulamaz ve diğer oyuncular teker teker kendi klüplerinin modemini Lugano'ya teklif ederler. Lugano tam içlerinden birisini kullanacakken, uzaklardan bir taraftar koşar ve Lugano'ya Fenerbahçe 3G Modem'ini yetiştir ve problem de çözülür.

Biz de böylece Fenerbahçeliliğin ne kadar ulvi (!) bir müessese olduğunu zihnimize kazırız.

Eğer bu reklamın, diğer oyuncular için tersine yapılmış versiyonu yoksa, bu Fenerbahçeli bir oyuncunun ve Fenerbahçeliliğin başrole taşınıp, Galatasaraylı bir oyuncunun taşeron yapılması durumunu protesto ediyorum.

Evet, şu anda Avea reklamını göğsünde taşıyan tek klüp Fenerbahçe kaldı; o manada kurumun klübe öncelik tanımasını doğal karşılayabilirsiniz; ancak bu durumda Galatasaraylı yöneticilerin kendi yıldızlarının yardımcı oyuncu rolüne taşındığı bir reklama onay vermemesi gerekiyordu.

Belki bu yazdıklarıma tepki gösterecekler olabilir; ancak en büyük olduğunuzu iddia ediyorsanız, en büyük rakibinizle birarada bulunduğunuz hiç bir organizasyonda figuranlığı kabul etmeyeceksiniz. Gerekçesi ne olursa olsun.
Devamı