Bilica'nın hakemleri her maç aldatan hareketi


Fabio Bilica'nın sertliğin ötesinde, çirkef futbolu son maçlarda iyice ön plana çıkmaya başladı. Neredeyse her maç kırmızı kartın sınırından, hakemlerin hoşgörüsü (!) ile kurtuluyor Bilica. Hemen hepimiz, tarafsız gözle bakan Fenerbahçeliler dahi bunu gözlemliyordur.

Öte yandan, benim dikkat çekmek istediğim bambaşka bir hareketi Bilica'nın. Son 5 maçtır dikkat ediyorum, sürekli bir sonraki satırlarda anlatacağım hareketi tekrarlıyor Bilica..

Malum, bir defans oyuncusu, rakip oyuncunun önüne atılan topa daha önce yetişip, vücuduyla oyuncuyu toptan uzak tutmak, mümkünse topun kendisine değmeden auta veya taca çıkmasını sağlamak, eğer kendisine değmişse de, bir şekilde topa vurarak uzaklaştırmak ister. Bilica genellikle bu iki yöntemi değil, üçüncüsünü uyguluyor. Nedir o? Önce rakiple top arasına girilir ve rakibe kalça dayandırılır; sonra beraber ilerlerken, birden darbe almışcasına yalpalayarak düşülür. Herhangi bir darbe olmasa dahi, hakemlerin yüzde 99'u bu pozisyonlarda faulü çalacaktır ne de olsa. Nitekim çalıyorlar da..

Anlatmaya çalıştığım pozisyonlara, Bilica'nın Sivasspor'da oynarken Fenerbahçe karşısında bir maçta çekilmiş bu resmi en güzel örnek aslında.

Lütfen herkes bu harekete dikkat etsin; hakemler de ağır Bilica'nın topu kaybedeceği pozisyonlarda kendilerini aldattığı bu pozisyonu daha iyi süzmeye çalışsın!
Devamı

Mehmet Güven ve gençlere şans vermek


Blog ömrüm çok uzun değil. Ama yaklaşık 10 senedir internette çeşitli ortamlarda yazıyorum. Yazdığım tüm ortamlarda da, son 5-6 senedir, Galatasaray'da oynamanın ölçüsünün Galatasaraylılık ya da PAF'tan gelmek olmadığını, başta yeteneğin, sonrasında da o milyonların rüyası olan formayı sırtından çıkarmamak için çaba göstermenin ana kriter olması gerektiğini dile getiriyorum. Buna bağlı olarak, 5-6 senedir karşımıza nice örnekleri çıkan, efendim genç PAF oyuncuları neden oynatılmıyor vs. gibi söylemlerle hocaları yıpratanların karşısında duruyorum.

Hocaları yıpratmak deyince açmak lazım. Zira unutkan bir milletiz. Galatasaray'ı tarihinin en buhranlı döneminde şampiyonluğa oynatan, yakın tarihinin tek 5 gollü Fenerbahçe galibiyetini yaşatan, uzun yıllar sonra ilk kez bir sezonu derbi şampiyonu olarak kapattıran Hagi'nin temel eleştirilme yönlerinden biri o dönem PAF'tan çıkmakta olan Cafer Can, Mülayim, Zafer gibi isimleri oynatmamasıydı. Gün geçmiyordu ki, televizyon programlarında malzeme yapılmasın bu durum. Sonrasında aynı hikaye, Gerets döneminde de devam etti.

Oysa ben hep aynı şeyi savundum. Futbolcunun yaşı yoktur, futbolcunun tuttuğu takım yoktur. Önemli olan, yetenektir, istektir. Bir genç oyuncuya, sırf genç diye forma "vermezsiniz". O genç oyuncu formayı hakediyorsa "alır". Kimse de karşısında duramaz. En büyük örnek Arda Turan'dır. Arda gibi bir yetenek, kiralansa da, sakatlansa da, ne olursa olsun, isterse formayı alır. Hiçbir hoca da buna engel olamaz.

Hal böyleyken, Galatasaray'da senelerce abuk subuk futbolcular, sırf PAF ürünü diye kadroda tutuldu. Bu satırları, şu anda izlediğim Manisaspor-Fenerbahçe maçının devre arasında, Mehmet Güven'i izledikten sonra yazıyorum. Bu oyuncunun senelerce Galatasaray'da bir kişilik kadro yeri işgal etmesi, sırf PAF'tan diye, hakettiğinden fazla şans verilmesi, laubaliliğine kayıtsızlığına tahammül edilmesi, anlaşılması çok zor bir durumdur. Şu anda Manisaspor gibi kötü bir takımda dahi sırıtan bu oyuncu, senelerce Galatasaray'da oynadı. Bu tüm Anadolu'daki futbol sevdalısı genç oyunculara yönelik yapılmış bir ayıptır aslında. Hadi Aydın Yılmaz gibi bir isme, sırf Konya'ya attığı unutulmaz golün hatrına bir sene daha fazla şans verin; ya Mehmet Güven? Nasıl Galatasaray'da bu kadar kalmıştır, yıllar sonra bile cevaplanamayacak bir husustur.

Türk halkının her konuda olduğu gibi, bu konuda da sloganlarla konuşmasından çok etkilendiğimiz açık. "Aman da genç oyunculara şans verelim" sloganı ile haketmeyen isimler, doğal seleksiyondan kurtulabiliyorlar.

Mehmet Güven bu konuda bir simge olsun. Bir daha hiçbir haketmeyen "genç" oyuncu, sırf genç kimliğiyle bu formanın ciddiyetiyle oynayamasın.. diye dilerim..
Devamı

Mustafa Sarp'la ilgili ikinci yazım ve transfer komedisi


İlki 12 Mayıs 2009'da.. İlgilenenler, http://gianinsesi.blogspot.com/2009/05/mustafa-sarp.html adresinden okuyabilirler..

Henüz Sarp'ın transferinin gerçekleşmesinden önce yazdığım bu yazıda, Mustafa Sarp'ın benliğinde Galatasaray'ın vizyonuna yönelik göndermelerde bulunmuştum. Bugün geldiğimiz noktada, üzülerek görüyorum ki, Galatasaray hızla Fenerbahçe'nin meşhur olduğu alanlarda ilerleyen, yani vizyonunu yitiren bir noktaya ulaşmıştır.

Nedir Fenerbahçe'nin yıllarca transfer anlamında ün kazandığı başarısız iki çizgi?

1. Mevkiiye göre adam değil, isme göre adam almak ve buna bağlı olarak dengesiz kadrolar oluşturmak.
2. Anadolu'da yıllarca oynadıktan sonra, parlayan oyuncuları çok fazla irdelemeden transfer etmek.

Bugün Galatasaray, bu iki adımla, onca transfere rağmen dengesiz ve yetersiz bir kadroya sahip olmuştur. Birinci maddeye yönelik, artık herkes konuşuyor zaten, özellikle bir sakatlıkla forvetsiz kalabilecek kadar kötü planlamanın nasıl yapılabileceği ayyuka çıkmışken.. Benim asıl değinmek istediğim, ikinci maddedir.

Galatasaray futbolculuğu ayrı bir haslettir. Herkes taşıyamaz o formayı. Herkese giydirmeye başlarsanız, o formanın tarihi değeri kalır sadece. Anlık değeri kalmaz. Mustafa Sarp'a Galatasaray orta sahasını teslim ederseniz, Ankaragücü'lü Hürriyet benim eksiğim ne der. Hatta şu an 38 yaşında Bucaspor'da oynayan eski Ankaragücülü Yılmaz, daha ileri gider, o formayı istiyorum! der.

Mustafa Sarp'ın ileri çıkışlarıyla bir iki gol atmasından, taraftara yönelik verdiği Galatasaraylı imajından gözü boyananlara sesleniyorum: Ya bu göz boyamasından bir an önce sıyrılın, ya da bir an önce futbol bilginizi gözden geçirin. Mustafa Sarp Bank Asya seviyesinde bir oyuncudur. Objektif gözle izleyenler, bu adamın çok iyi yaptığı söylenen koşmak işini dahi aslında doğru düzgün yapamadığını kolaylıkla söyleyebilirler. Mehmet Topal gibi bir başka KRAL ÇIPLAK diyerek, BU FUTBOLCU OLDUKÇA SIRADAN, HATTA KÖTÜ diye bağırılması gereken bir ismin yanında, akıllı bir futbolcu olması itibariyle, damardan girerek, kah rakip başkanlara çatarak, kah formasını öperek, kah ne kadar Galatasaraylı olduğunu haykırarak taraftar nezdinde kredi kazanmıştır.

Zaten en büyük problemlerden biri de bu değil midir? Galatasaray son 10 senedir, hep en Galatasaraylı olduğunu iddia eden oyuncularından çekmiştir..Ancak taraftarı akıllanmamakta ısrar etmektedir..

Oldukça dağınık olarak devam eden bu yazıya artık bir son vermek gerek. Lakin bugün sabah 9'da işe gidip, gece 1'de çıkmış biri olarak, yatağa girmeden önce Mustafa Sarp'a yönelik içimi dökmek isteyecek kadar enerji bulabilmem, bu konuda ne kadar sinirli olduğumu anlatmaya yetecektir herhalde..O manada beni mazur görünüz.
Devamı

Trabzonspor'a dikkat


Son 3 maçta izlediğim Trabzonspor bana şu anda ligde en çok zevk veren takımlardan biri haline geldi. Şenol Güneş'in gelişi sonrası, suni bir yükselme süreci, kendi sahalarında çok kötü bir oyun sonrası Fenerbahçe'ye ligin ilk yarısının son maçında yenilmişler ve şampiyonluk yarışından resmi olarak uzaklaşmışlardı.

Ancak devre arasını çok iyi hazırlanarak geçirdiler ve ikinci yarıya fırtına gibi girdiler.. Neydi bu yükselişin arkasında yatan sebepler?

1. Nokta transferler yaparak kadrolarının derinliğini arttırdılar. Önce transfer sezonu öncesi Ankaraspor'dan boşta kalan Ömer Aysan'ı sağ beke yerleştirdiler. Sonra orta sahalarında Selçuk ve Ceyhun'a alternatif olarak Sivasspor'un son 2 sezondaki başarısında pay sahibi Sezer Badur'u alarak alternatifleri çoğalttılar. Sonrasında Kolombiya Milli takımında da oynayan, Teofilo Gutierrez'i getirerek forvet pozisyonundaki bitirici golcü eksikliğini kapamaya çalıştılar. Ayrıca bu bölgeye Murat Tosun'u da ekleyerek, yedek forvet gereksinimlerini ortadan kaldırdılar. Aynı bölgeye son olarak Burak Yılmaz'ı eklediler ve camiayla yıldızı barışmayan Gökhan Ünal'dan 3.5 milyon euro kazanarak kurtuldular..

2. Şenol Güneş'in yukarıdaki akılcı transferlerin fikir babası olması yanında, takıma ve camiaya kazandırdığı hava önem kazandı. Çoğunlukla aşağılanan, ancak söylemleriyle bana göre Türk futbolunun en akil, en futbolu bilen, en düzgün isimlerinden biri olan Şenol Güneş'in doğru tespitleriyle önce kadro dışı kalan oyuncuları affetmesi, Song'u kaptan yapması, Tjikuzu gibi bir problem oyuncuyu göndermesi, güvenini kaybetmiş oyuncularına yeniden bir başlangıç sağlaması ile takım hüviyeti yakalanması, kısa süreli başarının arkasındaki temel etken.

3. 1 ve 2. numaralı maddelerdeki gelişmelere paralel olarak, Gutierrez ile yedeklenen Umut Bulut'un daha çok çalışması ve bir anda gol makinesi haline dönüşmesi, Ömer Aysan sağ bekte oynayınca, asıl yeri sağ ön içte oynayarak yıllar önce futbolcu olarak isim yaptığı günlerdeki formuna dönen Serkan Balcı, kendisine sürekli şans veren hocasıyla psikolojisi düzelip skora katkı yapmaya başlayan Alanzinho ve problem ancak müthiş yetenekli çocuk Engin Baytar'ın yükselişi, takımın dinamik futbolunda temel taşlar oldular.

Bugün Trabzonspor'un kadrosunun her mevkiisinde çok yetenekli oyuncular bulunmakta. Belki de tek eksik yerleri hala tam oturmayan kaleci mevkiisi.

Sol bekte Hırvat Milli takımında da oynayan, son derece yetenekli Cale ve yedeği eski Galatasaraylı Ferhat.
Stoper mevkiinde ligin kalburüstü stoperleri Egemen ve Giray ile tecrübeli Song.
Sağ bekte Ömer Aysan, Tayfun Cora ve hatta Serkan Balcı.

Orta sahada çeşitli mevkiilerde oynayabilecek Selçuk İnan, Alanzinho, Colman, Engin Baytar, Serkan Balcı, Sezer Badur, Ceyhun Gülselam ve sakatlıktan dönebilecek Yattara.

Forvette Umut Bulut, Gutierrez, Murat Tosun ve Burak Yılmaz ile bu kadro kaleci, stoper ve orta sahaya birer takviye ile gelecek sezonun en ciddi şampiyonluk adaylarından biri olabilir.

Şu andaki haliyle de Trabzonspor'un zirveyle 8'e indirdiği puan farkını daha da kapayıp, en azından Şampiyonlar Ligi'ni kovalamasını bekleyebiliriz. Elbette bunun için en önemli gösterge bu hafta deplasmanda oynayacakları Bursaspor maçı olacak. Trabzonspor, Bursaspor'u deplasmanda yendiği an, işte yeniden o eski Trabzonspor olma yoluna iyiden iyiye girdiğini haykıracak.

Şampiyonluk mu? Hala çok uzak. Ancak, yine de Olimpiyat stadına bu halde 30 küsür bini toplayacak heyecanı yaratan Trabzonspor'un Şenol Güneş'in arkasında durması halinde güzel günlere doğru yürüyeceğini tahmin etmek, hiç de zor değil.
Devamı

Türkiye Kupası önemsiz bir kupa mıdır?


Bu soruya evet cevabını ilk verecek taraftar grubunun Fenerbahçeliler olması gerekir. Zira eşyanın tabiatı gereği 1983 yılından itibaren, 27 senedir kazanamadığınız bir şeyi, önemsiz göstermeniz gerekir. Sadece 27 senedir kazanamamak değil, bu kupayı sadece 4 kez kazanabilmiş olmak da, Fenerbahçelilerin kupayı önemsiz gösterme çabalarını kendileri açısından meşru kılabilir.

Lakin, bu kupayı tam 14 kez kazanarak, açık ara en fazla kazanan takım olan, tıpkı Türkiye Liginde olduğu gibi, bu kupayı 4 kez üst üste kazanan tek takım olan, yılların kupa beyi Galatasaray'ı destekleyenlerin, son yıllarda görüldüğü üzere, bu kupa da nesi, ne önemi var elensek vs. duygularla kupaya bakması son derece anlamsızdır ve bence anlaşılabilir değildir.

Kupaya verilen önemin camia olarak azalması sonucu, Galatasaray'ın 2000'li yıllardaki tek kupa şampiyonluğunun 2005 senesinde 5-1'lik Fenerbahçe galibiyetiyle geldiğini görüyoruz. (2000 yılında Antalyaspor'a karşı kazanılan kupayı bir önceki 10 yıla ait olarak değerlendiriyorum.) Bu benim için kabul edilemez. Galatasaray çocukluğumuzdan itibaren, kupa formatındaki tüm organizasyonlarda en iddialı takım olmuştur. Hal böyleyken, örneğin Antalyaspor maçına amaan bu maç da nerden çıktı modunda çıkılıp kaybedilmesi, Galatasaray'ı Galatasaray yapan özelliklerden birine aykırıdır. Ayrıca unutmayalım ki, 27 senelik seriler, aynen bu şekilde 5 senelik serilerle başlar..

Bu hafta içi, bu bağlamda, Galatasaray'ı çok önemli bir sınav bekliyor. Hem kupaya olan isteklerini yeniden gösterebilmek, hem ikinci yarıya plansızlık, talihsizlik, kötü oyunla başlanması sonucu camiayı kaplayan umutsuzluk dalgasının içine daha da gömmemek, hem de ilk maçtaki tavırlarıyla fair-play'i geçtim, ahlaksızlık sınırlarını zorlayan bazı Antalyasporlu oyunculara ders verebilmek adına..

İmkanı olan herkesin önemsemesi ve gitmesi gereken Antalyaspor maçını, Galatasaray'ın 15. kupa şampiyonluğundaki milat maçı olarak görmek istiyorum.
Devamı

Galatasaray en son ne zaman zor bir deplasmanda kazandı?


Bu hafta boyu arkadaşlarla aramızda yaptığımız konuşmalarda, şu soruyu soruyordum: Galatasaray en son ne zaman, kazanmak zorunda olarak gittiği veya o dönemki konjonktür ve oynadığı takımın gücü itibariyle çok zorlanacağı kesin olan bir maçı kazandı? Söz birliği etmişcesine, verdiğimiz cevap son şampiyonluktaki 5-3'lük Sivas galibiyetiydi. Kendimce son iki sezondaki bu tarz maçları derledim aşağıda. Ligin kalbur üstü, Kayseri, Sivas, Eskişehir, Trabzon, Bursa, Fenerbahçe ve Beşiktaş gibi takımlarına karşı 11 maç var aşağıda son 1.5 sezona dair.


Sivasspor 3-5 Galatasaray Turkcell Süper Lig 33. Hafta 04.05.2008

2008-09
Kayserispor 0-0 Galatasaray Turkcell Süper Lig 2. Hafta 31.08.2008
Bursaspor 2-1 Galatasaray Turkcell Süper Lig 6. Hafta 05.10.2008
Eskişehirspor 4-2 Galatasaray Turkcell Süper Lig 8. Hafta 26.10.2008
Fenerbahçe 4-1 Galatasaray Turkcell Süper Lig 10. Hafta 09.11.2008
Ankaraspor 0-0 Galatasaray Turkcell Süper Lig 12. Hafta 22.11.2008
Sivasspor 2-0 Galatasaray Turkcell Süper Lig 17. Hafta 24.01.2009
Trabzonspor 2-2 Galatasaray Turkcell Süper Lig 24. Hafta 15.03.2009
Beşiktaş 2-1 Galatasaray Turkcell Süper Lig 33. Hafta 24.05.2009

2009-10
Fenerbahçe 3-1 Galatasaray Turkcell Süper Lig 10. Hafta 25.10.2009
Bursaspor 1-0 Galatasaray Turkcell Süper Lig 14. Hafta 27.11.2009
Kayserispor 0-0 Galatasaray Turkcell Süper Lig 20. Hafta 06.02.2010


Ki, Sivasspor maçını bir milat olarak alıyorum. Ondan önce de, Galatasaray'ın son 10 senesindeki Saraçoğlu ve İnönü'deki galibiyet yoksunlukları ve önemli deplasmanlardaki kısır futbol ve kayıpları çok farklı değil..

Ben bu durumun nedeni olarak 4 temel sebep görüyorum:

1. Galatasaray'ın bir türlü iyi kontratak yapan bir takım oluşturamaması.
2. Takımın zaman içerisinde giderek "yumuşaklaşması", dış etkenlerden çok etkilenir veya umursamaz oyuncularla dolması.
3. Gol yüzdesi yüksek ve istikrarlı bir şekilde gol atan bir forvet oyuncusuna bir türlü sahip olunamaması.
4. Bu tarz zor maçları çözmekte inanılmaz önem kazanan duran topların bir türlü etkili kullanılamaması.

Bütün bu etkenler ve sonuçlar neticesinde, bugün hiçbir Galatasaray taraftarı, bir zor deplasmana giderken, kazanırız kesin düşüncesiyle hareket edemiyor. Bu psikolojik etki de, her zor maç sonrası daha da ağırlaşarak camianın üzerine çöküyor.

Bugün, iki hafta sonraki Beşiktaş maçını kazanabileceğimizi kim iddia edebilir?
Devamı

Arda'dan Totti olur mu?


Galatasaray'ın forvetsiz kaldığı bugünlerde, anlaşılan o ki, teknik direktör Rijkaard, Arda Turan'ı forvet pozisyonunda oynatmaya devam edecek.

Bu tarz, aslında orta sahada hücuma yönelik oynayan ve fiziği alışageldik geleneksel santrafor oyuncularına benzemeyen isimlerin forvet pozisyonunda oynadıklarında, takıma katkı yapabilmelerinin tek yolu, bitirici vuruşlarındaki ustalık sayesinde, aslında takımı forvet olarak ileriye taşıyamasalar, takımlarının hücum hattında rakiplerine üstünlük sağlamasına imkan tanımasalar da, bolca gol atarak bu eksikliği skora yaptıkları katkıyla giderebilmeleridir.

Bu manada aklımıza gelecek ilk örnekler Roma'daki Totti ve Juventus'daki Del Piero'dur. Orta sahadan bozma bu oyuncular, tek forvet de oynamışlar ve düzinelerce goller atarak efsane isimlerini yaratmışlardır..

Arda Turan bunu başarabilir mi? Bence hayır. Zira, Arda kariyer gelişiminin başından beri sezon boyu hiç de fena olmayan 7-8 gol ortalamasıyla oynarken dahi, bitirici vuruşlarında bir istikrarlı beceri gösteremedi. Arda Turan'ı Arda Turan yapan, ne sert şutları, ne bitirici vuruşları. Bugün ilk yarının son dakikasında Kayserispor'a karşı kaçırdığı gol dahi buna bir örnektir. Ordaki kararsız vuruş tarzı, Galatasaray'ı bir golden etmiştir.

Hal böyleyken, Arda'nın asıl özelliklerini de sergilemekten mahrum kalarak stoperlerin kucağında oynaması, ne Galatasaray'a ne de Arda'ya katkı yapacaktır. Galatasaray'ın forvet pozisyonunda bu manada başka arayışlara girmesi şart gibi duruyor.. İlk aday mı? Herkesin haykırabileceği üzere, neden Keita olmasın?
Devamı

Denizlispor 1 Galatasaray 2


Korktuğum gibi, çok zor maç oldu. Bunda öngördüğüm gibi, Denizlispor'un son barutunu sıkmak adına müthiş mücadelesinin yanısıra, Galatasaray'da hep konuştuğumuz zaafların, eksiklerin de etkisiyle iyice ortaya çıkışı etkili oldu.

Sürekli hücuma transfer yaparak, iyi transfer yapmış sayılmazsınız. Galatasaray'ın 2 senedir yapıp, kendini kandırdığı budur. Dengeli bir takım yaratmak yerine, bazı mevkiilerde çok kuvvetli, diğer bölgelerde "idare eder" 2-3 adam barındırır durumda kalmak, transfer başarısı değildir. Kağıt üzerinde, çok gol atacak gibi bir takım oluşturursunuz bu şekilde, ama realitede bu varsayım ancak halısahalarda gerçekleşir. Çok golü, nicel ve nitelik anlamında çok forvet oyuncusu olan takım atmaz; çarkının tüm dişlileri uyum içerisinde işleyen takımlar atar. Örneğin, Lucescu'lu Galatasaray'ın 2.senesi buna bir örnektir. Defansif oynadığı iddia edilen takım, en çok gol atan takımlardan biri olmuştur.

Galatasaray'ın oluşturulan bu dengesiz kadrosunun yanında, yıllardır süre gelen hastalıkları da hala çözülememiş durumda. Kontratak yapamaz Galatasaray örneğin. Yıllardır böyledir; kontratak yapacak pasları bir türlü doğru atamaz, son hamleleri yapamaz, yeterince iyi ve hızlı çoğalamaz hücumda. Nitekim deplasmanlardaki derbi başarısızlıklarının temelinde de bu eksiklik yatar. Giovani Dos Santos'un tam kontratak oyuncusu olarak bu hastalığı tedavi etmede ilaç olabileceği söylenebilir; ancak daha önce izlediğim ve bugün gördüğüm Dos Santos'u da, tüm yeteneklerine rağmen bir üst kademeye taşıyamayan, zaten son hareketlerindeki istikrarsızlığıdır. Tıpkı genç Ronaldo gibi, nasıl O bir zamanlar Manchester United'da her türlü akrobatik hareketi yapmasına rağmen, doğru düzgün gol ve asist olarak tabelaya adını yazdıramıyorduysa, Giovani de öyle bir oyuncudur. Nitekim bugün, kontratakta bomboş giderken, soldaki Arda'yı göremeyişi de, işte Giovani, bu özelliklerini geliştiremediği için burdadır dedirtmiştir bana. Yazılarımı takip eden bilir. Ben basit oyunu seven biriyim, 10 tane çalım atıp, sonuç getirmemekten ziyade, boş kaleye 10 tane gol atan adamları tutarım. O manada örneğin kimsenin bir türlü beğenmeye yanaşmadığı Alex de Souza, benim için çok büyük futbolcudur. Senelerdir de Fenerbahçe, Alex önderliğinde, basit oyunu benimsemiş, iyi kontratak yapabilmiş ve Galatasaray'dan genel olarak daha çok gol atıp, kendi yarı sahasında kabul ettiği derbilerin bir çoğunu da kazanmıştır. İşte bir takımın liderinin takıma kattığı karakter bu kadar önemlidir. Ben bu manada Arda gibi bir yıldızın basit oynayamamasından hareketle liderliği basit ve efektif oynayan Elano'nun almasını ümit ederken, Elano'nun daha pasif role soyunduğu belli oldu. Bunun üzerine takıma umut olarak katılan Giovani'nin de Alex değil de Arda ekolünde olması, Galatasaray'ın efektifliği yüksek bir takım olarak ortaya çıkmasına dair hayallerime pek yardımcı olmayacak gibi gözüküyor.

Maça dönersek, son dört maçının yıldızı Caner'i, özelliklerini yansıtamadığı sol beke kaydırmak zorunda kalmış, Jo ile ilk kez beraber oynayacak, son iki maçını zor koşullarda karda kışta yapmış bir takımın zorlanacağı aşikar. Ancak yine de, Galatasaray'ın oyunun hiçbir anında, korkulan taraf imajı sergileyemesi kabul edilemez. Hissiyat olarak bahsedersek; Denizlispor'un her akınında bu akın bir şey getirebilir düşüncesi ve coşkusu hakimken izleyiciye, Galatasaray'ın yavan, hücumda çoğalmaktan uzak akınları, bu takım nasıl gol atacak düşüncesini beraberinde getiriyor. Aslında futbol işte bu kadar basit. ve aslında futbolun iyi oynanıp oynanmadığını irdelemek de öyle. Bu satırları okuyan ve maçı izlemiş herkesin benzer hissiyatlarla ekran karşısında yer aldığını düşünüyorum. Peki neden öyle? Neden Galatasaray'ın ne yaptığı anlaşılmıyor? Kimin nerde ne yaptığını biliyor musunuz maçı izlerken? Bu maçta Emre Çolak nerede oynadı? Arda nerede oynadı? Bunları direk söyleyebilir misiniz? Evet, saha üzerinde belli maç öncesi yerleri. Ancak o kadar dağınık oynuyor ki Galatasaray, çoğu zaman kimin nerede oynadığı belli değil. Hatlar birbirine karışmış durumda.

Durum böyleyken, orta saha defansif savunması da bir tek Mustafa Sarp'a kalmışken, savunma oyuncularının rakibe çok kolay top aldırışı da eklenince üstüne, Galatasaray'ın Denizlispor'a bile çok pozisyon vermesi kaçınılmaz hale geliyor. Farkettiniz mi bilmiyorum; Galatasaray savunmasında kimse ilk topa basmıyor. Öncelikle rakibin topu alması bekleniyor, sonra markaj yapılıyor. Bu sayede ceza sahasında topla cirit atan forvetler izliyoruz. Bunları Angelov, Youla affeder, Aguero, Forlan affetmez. En basitinden, Alex, Semih affetmez.

Kalenizde de, hiç lafı uzatmaksızın bostan korkuluğu olarak adlandırılabilecek, kaleyi tutan her topu içeri alan bir özelliksiz kaleciniz olunca, Galatasaray'ın dişli rakipler karşısında sürekli gol yiyen bir takım olacağını düşünmek karamsarlıkla açıklanamaz sanırım.

Galatasaray'a dair bu maçta olumlu olarak ifade edilebilecek nadir hususlar:

1. Mustafa Sarp'ın, o yalancı mücadele eder görüntüsünden ziyade, bana göre ilk kez, pozisyon pozisyon, adam adam, mücadele edişi ve mevkiisini dolduruşu.

2. Jo'nun istekli oyunu; uzun boyuna rağmen tekniği, top tutuşu, çok faul alabilmesi ve bir de güzel gol atıp moral bulması.

3. Barış'ın Keita'nın yokluğunda bir maçta daha takıma her şeyini vermiş olması ve skora asistle de olsa katkısı.

Çok iç karartıcı yazdım farkındayım; ancak şu devre arası yaşananlar sonrasında benim içim cidden kararmış durumda. Devre arasında bu kadar neredeyse sil-baştan yapan bir takımın, şampiyon olduğunu görmedim hiç. Devre arasında bir tane kritik katkı yaparsınız, o da tutarsa size başarıyı getirebilir. Ancak sakatlıklar mecbur bırakmış dahi olsa, ikinci devre başında yeniden birbirine alışması gereken futbolcular topluluğu oluşturmuş olursanız, bir an önce herkesin en iyi futbolunu oynaması için dua etmekten başka çareniz kalmaz.

Kayserispor maçı, bir çok şeyi gösterecek. Kötü oynadığı iddia edilen, ancak bizden çok daha takım gibi olduğunu düşündüğüm Fenerbahçe, şu dönemde farkı açarsa, yakalamamız zor olabilir. O yüzden, Galatasaray'ın nicedir yapamadığı bir şeyi yapması gerek: Zor bir maçı, zor bir deplasmanda, gidip kazanıp geri dönmek. Umarım haftaya bugün, çok daha mutlu bir yazı yazıyor olurum.
Devamı

Denizli maçından korkulur mu?


Soru: Bu sene hükmen kazandığı Ankaraspor maçı hariç, galibiyeti olmayan; yoğun kış koşullarının yaşandığı günlerde, maç yapılabilecek en güzel zeminlerden birine sahip olan, taraftarı aşırı ateşli olmayan Denizlispor'a karşı yarın oynayacağımız maç öncesi korkulur mu?

Cevap veriyorum. Evet, ben korkuyorum. Bir Galatasaray klasiği olan, rahat maçlarda takılmaktan öte, beni korkutan, bu hafta boyu yaşadığımız transfer çılgınlığı ve konsantrasyon kaybı. Kimse Denizlispor maçını konuşmadı; kim sakat, kim kimin yerinde oynayacak ilgilenilmedi. Varsa yoksa yeni gelen/gelecek isimler. Taraftarın yaşadığı bu kafa karışıklığını, hafta boyu Galatasaraylı futbolcuların da hissettiğine inanıyorum.

Bir de elbette, rakibi küçük görme klasiğinin yaşanacağından emin olabiliriz. Nitekim hafta içi Caner Erkin, GSTV'ye verdiği röportajda, "Denizlispor'u çok rahat yeneceğimizi düşünüyorum" dedi. Çok tehlikeli sözler bunlar ve umarım bütün 11 bu fikri taşımıyordur kafasında.

Bütün bunlara, takımın yeni bir forvet Jo ile belki ilk kez maçın başından beri oynayacak olması, Keita'nın dönmemesi, Dos Santos'un hazır olmaması ve Denizlispor'un da ligde kalmasını sağlayacak seriyi yakalayabilmek adına son kurşununu atacak olması gibi etkenler de eklenince, ben oldukça zorlu bir mücadele bekliyorum.

Umarım kazanırız; ancak ciddi olmakta fayda var.
Devamı

Erdinç Sezertam


Yan hakemliğin yüz karası bu ismi hatırlarsınız. Geçen sene ikinci yarının başlangıcındaki(aslında devrenin son maçı, geçen sene ligin ikinci kısmında oynanmıştı) meşhur buzlu sahadaki Sivasspor maçında, Ümit Karan'ı, futbolcunun arkası kendisine dönükken yerdeki su kitlesine vurduğu tekmeden sıçrayan su üzerine gelince oyundan attırıp, tepkiler büyüyünce küfür etti şeklinde yalan söyleyen, ancak kamera görüntüleriyle bu yalanı ortaya çıkmış bir Pinokyo..

O kararla maçı kaybeden Galatasaray'ın tüm dengesi bozulmuş; bir daha da toparlanamamıştı camia.

İşte bu Sezertam'ı şu anda Antalyaspor-Beşiktaş maçında izliyorum. Beşiktaş lehine bir penaltı çaldırdı Sezertam. Görüntüleri izleyince güleceksiniz. İki Antalyalı ve bir Beşiktaşlı, kornerde beraber topa yükseliyorlar.. İbrahim Toraman'ın vurduğu kafa, 20 cm önünde beraber yükseldiği Orhan Ak'ın koluna çarpıyor.. Orhan Ak'ın sırtı dönük ve topun farkında bile değil.. İşte Sezertam bu pozisyonda penaltı çaldırıyor ve bir maçın daha kaderiyle oynuyor..

Yaptırım mı? Yaptırım yok...Sezertam daha nice maçlarda can yakmaya devam edecektir. Çünkü her ne olursa olsun, yalancı bir adamdan işini doğru yapmasını beklemek hayalcilik olur..

Maçı orta hakemi mi dediniz? O'nu değerlendirmek dahi istemiyorum; zira Türk hakemliğinin kakılmışı, yıllar önceki Anelka'nın Konya'da elle attığı golü veren hakem Özgüç Türkalp'in yerinde olsam ben çok uzun zaman önce kendim bırakmıştım bu mesleği..
Devamı

Milliyet.com.tr ve iki haber..


Milliyet'in dillere destan internet sitesinde, bugün Galatasaray ile ilgili iki haber var. Gerçi, ilki tamam yalan haber, ama yine de Galatasaray'la ilgili diyebiliriz. İkinci ise, ancak sevgili bir dostumun dediği gibi, "vay vay, çok ince görmüş Milliyet" ile özetlenebilir.

İlk habere bakalım önce: http://www.milliyet.com.tr/caner-ben-fenerbahceliyim-/spor/sondakika/26.01.2010/1190871/default.htm?ver=96

Haberi yazanın temennisi ile şekillenmiş bir üfürük haber olduğu çok belli aslında. Son maçlarda müthiş performans gösteren Caner'in, Fenerbahçeli olduğunu söylediği ve buna dayanarak Fenerli yöneticilerin "harekete geçtiği.." Haberi yazanlar, Caner'in bonservis opsiyonunun Galatasaray'da olduğunu; Galatasaray o opsiyonda belirlenen rakamı verirse, başka bir takıma gitmesinin legal olarak mümkün olmadığını bilmiyorlar muhtemelen. Ya da biliyorlar da, dediğim gibi temennilerine, ya da işlerine gelmiyor. Klasik bir, şu oyuncu çok iyi oynamaya başladı, dur bakalım kafasını karıştıralım mantığı güdülmüş. Bunun yanında başlığa "Caner: Ben Fenerbahçeliyim" çıkarılmış ki, bu sayede taraftarın da kafası karışsın ve Caner'i sevmesin. Çok takdir ettik bu haberi. Şak şak şak..

İkinci haber ise, hakikaten, tam ince görmelik: http://www.milliyet.com.tr/neill-in-yedegi-tecavuzden-tutuklandi/spor/sondakika/26.01.2010/1190882/default.htm?ver=26

Linkten de görüleceği üzere, diyarın birinde, bir adam; bir futbolcu, bir kıza tecavüz etmiş. Peki Galatasaray'la alakası ne bunun? Bu futbolcu zaman zaman, Neill'ın yedeği olarak milli takıma çağrılıyormuş. O zaman başlık hazır: "Neill'ın yedeği, tecavüzden tutuklandı". Vay mendebur; yedeği bunu yaparsa, aslı ne yapar acaba? Değil mi? Yerse..

Sözün özü; bu mantıktaki Laleli tüccarları gazete yapıyorlar, biz de okuyoruz. Yazıklar olsun.
Devamı

Penaltı atışı rehabilitasyon için kullanılmaz!


Galatasaray'da bir klasiktir penaltı atışlarının kaçması. Genelde bunun sebebi, takımın bir penaltı atıcısının belli olmaması, belli olsa dahi, takımın liderleri tarafından, konjonktüre göre penaltı atışının, o dönemi zor geçiren futbolculara bir nevi rehabilitasyon seçeneği gibi sunularak, "hadi bu golü atsın da, kendine gelsin" şeklinde değerlendirilmesidir.

Geçmişte uzun dönem gol atamayan nice Galatasaraylı futbolcu, en kritik maçlarda beyaz noktanın başına geçirilmiş, nice Hakan Şükür'ler, Arif Erdem'ler, Necati Ateş'ler, Ümit Karan'lar bu şekilde penaltı kaçırmış, olan ise saçını başını yolan taraftarlara olmuştur.

Bu anlamda penaltı, çalındığı noktada Galatasaraylı taraftar için kabustur. Zira muhtemelen kaçacaktır, ya da 10 atışın 9'unu gol yaptığını gördükleri bir futbolcuları olmadığı için her şekilde tedirginlikle izleyeceklerdir atışı. Üç büyükler içinde penaltıdan en çok çekenin Galatasaray olduğunu herkes kabul edecektir sanırım.

İşte bu noktada, daha geçen gün, Denizli Belediye maçında Emre Çolak'a penaltı attırıp, "abiliğini" yapan Arda Turan, Brezilya Milli takımında penaltı kullanan Elano varken, penaltıyı kendine gelsin diye Nonda'ya attırmış. İşte bu kimsenin haddi değildir! Eğer Mustafa Sarp'ın golü olmasa ve maç berabere bitse ve giden 2 puan şampiyonluğu kaybettirse, bunun hesabını Arda Turan verebilir miydi? Galatasaray zor durumdaki oyuncuların moralini düzeltme şeklinde bir misyon mu üstlenmiştir?

Abarttığımı düşünmeyin. Senelerdir bildiğim kadarıyla bir tek kere penaltı kaçırmış Alex gibi müthiş bir penaltıcıya sahip Fenerbahçe'nin 2 sene önce kaçırdığı şampiyonlukta Ankaraspor maçında, Alex yerine kendini kötü hisseden Kezman'ın moral bulma çabasıyla attığı ve kaçırdığı penaltının büyük bir önemi yok mudur? İşte şampiyonluklar böyle küçük ayrıntılarla belirlenir.

O yüzden, sayın Rijkaard, bir an önce Elano'yu penaltıcı ilan ediniz ve bu kararınızı saha içinde çoluk çocuğun değiştirmesine imkan vermeyiniz!
Devamı

Türk Futbolunda bir yıldızın doğuşu: Caner Erkin ve Galatasaray 1 Gaziantepspor 0


Bugün herhangi bir televizyon kanalında herhangi bir yorum dinlerseniz veya yarın herhangi bir gazetede herhangi bir yorum okursanız ve o yorumlar Galatasaray'ın bu maçta bir dakika olsun kötü oynadığını söylüyor veya ima ediyorsa, o televizyon kanalını kapatınız, o gazeteyi buruşturup çöpe atınız!

Galatasaray, oldukça zorlu şartlarda, ayakta durmanın zor olduğu zeminde, isteğiyle, ayağa top oynama çabasıyla, son derece formsuz bir forvetle oynamasına rağmen, maçı kazanmak adına her şeyi yaptı; bunun yanı sıra göze hoş gelen futboldan da örnekler sundu.

Bu futbolun oluşmasında, belki bir Robben, belki bir Overmars, belki bir iyi zamanlarında Capel; aklınıza gelebilecek en iyi sol açık performanslarından daha iyi bir performans gösteren Caner Erkin başrolü oynadı. Caner'in maç içinde yaptıklarını, maçı izlemeyen bir kişiye anlatmak mümkün değildir. Ortaları, çalımları, gereğinde basit oynaması, her tarafa basması, sürekli koşması, didinmesi, istemesi..İnanılmaz bir oyun oynadı Caner Erkin. Sol önde oynadığı son üç maç, Türkiye Kupası karşılaşmaları olduğu için çok önemsenmemişti Galatasaraylı taraftarlarca. Oysa bu performansını şu maçta da sürdürerek, futbolun o iç acıtıcı gerçeklerinden birini gözler önüne serdi: Her şerde bir hayır vardır! Kewell'ın sakatlığı ile formayı en azından bir ay daha elinde tutması kesinleşen Caner Erkin'in bu belirleyici performansı, sıkışan maçlarda şampiyonluğu getirebilecek kadar öne çıkabilir.

Caner'den sonra, maçın en iyi oyuncusu Elano idi. Galatasaray'a geldiğinde forvet arkası oynayacağı düşünülen Elano, tamamen bambaşka bir role soyundu Arda'nın o pozisyonu istemesi yüzünden. İşte bu yeni pozisyonunda defansın önünde oynayan Elano, hem müthiş futbol zekası ve tekniği ve basit oynama yetisiyle Galatasaray'ın kalitesini orta sahada arttırıyor, hem de defansif anlamda mücadelesi ile bu kadar yıldız bir oyuncu daha fazlasını yapamaz dedirtiyor. Elano, umarım hakettiği değeri görür Galatasaray'da. Zira beklenti, Hagi olmasıydı, oysa o Lampard'lığa oynuyor, hem de en iyi şekilde.

Galatasaray'ın bu maçtaki bütün olumsuzluklara, golün geç gelmesine, penaltının kaçmasına rağmen, hala sakin oynamasında, hala topu şişirmemesinde bir numaralı etkenin Lucas Neill olduğunu söylemeden geçmek de olmaz. Takıma müthiş katkı yapacak, nokta bir transfer olduğunu daha ilk maçında gösterdi Neill. Maç sonrası açıklamalarıysa, eminim ki, şu anda Türkiye'nin dört bir yanında özel fanlarının oluşmasına sebep olmuştur.

Galatasaray'ın bu ışıldayan oyununda ve sol kanattaki Caner'le, sağ kanada Keita, Nonda'nın yerine de Jo'nun gelmesiyle gol yollarında kağıt üzerinde çok heyecan verici bir ön grubun oluşacağını söylemek zor olmaz. Ancak Galatasaray'ın şampiyon olup olmayacağını yine orta sahasının defansif gücü belirleyecek. Bugün gol atmasına rağmen Mustafa Sarp, titrek oyunuyla Mehmet Topal, Elano'ya partnerler yapacak seviyeden uzaklar. Şu anda dos Santos'un yerine orta sahaya şöyle zamanın Appiah'ı tadında bir defansif orta saha alınabilse, sevinçten sabaha kadar uyuyamazdım herhalde. Umarım transferi yapanlar da kısa sürede bunu görebilirler.

Tekrar isteğiniz, mücadeleniz ve oyununuz için teşekkürler çocuklar..
Devamı

Gönüllü elçilikten, illallah gelmişti noktasına: Roberto Carlos


Gidenlerin sallaması, Galatasaray'da bir kuraldı. Gün geçmiyor ki, eski futbolcular Galatasaray'la ilgili olumsuz şeyler söylemesinler.

Bu koroya Fenerbahçe'den ayrılan oyuncular da katıldılar son zamanlarda. Önce Ümit Özat, sonra Edu ile devam eden sert açıklamalara, Roberto Carlos'un Brezilya'nın Estadao gazetesine verdiği röportaj eklendi. Kavgada söylenmeyecek sözler sarfetmiş Carlos. Şu röportajdaki cümleler, Fenerbahçe taraftarının Roberto Carlos'lu geçen 2.5 senelerine lanet ettirir.. Zira bir futbolcu bir klubü bundan öte aşağılayamaz.

Öte yandan, Fenerbahçe'ye geldiğinde, ben bu klüpte bıraktıktan sonra da Valdano misali Genel Menajer olarak devam edebilirim ya da Fenerbahçe'nin gönüllü elçisi olabilirim diyen Carlos'u 2.5 sene sonra bu açıklamaları yapmaya itenleri, Fenerbahçe camiası iyi irdelemeli bence; salt küfretmek yeterli olmayabilir!

Yazının orjinaline ulaşmak için: http://www.estadao.com.br/estadaodehoje/20100117/not_imp497005,0.php

"F.Bahçe organize bir ekip değil. Ödemeler hiçbir zaman günü gününe yapılmadı. Eğitim açısından seviye çok düşüktü. Türkiye dışında hiçbir kariyeri olmayan bir takımda, daha fazla dünyayı kandıramazdım"
Devamı

Galatasaray 5 Denizli Belediyespor 1


Derin derin analizlerin yapılacağı bir maç değil. Rakip takımın gücü belli. Ancak yine de, en zayıf takıma karşı da, en güçlü takıma karşı da Galatasaray'ın zaaflarının aynı olduğunu görmek hem aydınlatıcı, hem de üzücü. Nedir bu zaaflar?

1. Duran top savunmasını iyi yapamamak.
2. Defansta bir türlü uyumlu ve dengeli bir ikili bulamamak; Servet Çetin'in olağanüstü kötü bir sezon geçirmesi ve zaten senelerdir problem olan geriden oyun kuramamanın, artık "geriden oyun kuramazken gol yemek" şekline dönüşmesi.
3. Orta sahada ön libero mevkiinde, etliye sütlüye karışmayan, boşu boşuna saha içinde dolanıp duran defansif orta saha oyuncularıyla oynamak.
4. Gol yüzdesi çok düşük forvet oyuncularına sahip olmak.

Bu basit maçı dahi düşünürsek; Denizli Belediye'den gol yedik; çünkü [1] ve [2]. Denizli Belediye'ye karşı karşıya pozisyonlar verdik; çünkü [2] ve [3]. Denizli Belediye'ye karşı en az 5-6 net pozisyon kaçırdık; çünkü [4].

Bu sorunlardan sadece ikincisine yönelik bir hamle yapmış durumdayız devre arasında çözmek adına. Lucas Neill'ın bu soruna ve belki de savunmanın liderliğini Servet'ten alarak birincisine çözüm getirebileceğini umuyorum. Öte yandan, sorunlardan üçüncünün sorun olarak bile görülmemesi, Galatasaray'ın ikinci yarıda her ciddi maçta, her orta sahasını kalabalık tutan takıma karşı çok zor maç kazanacağı hissiyatını bana veriyor. Öte yandan, Nonda'nın bugün dökülmesi, 4. soruna yönelik süren transfer çalışmalarını daha da hızlandırması açısından aslında olumludur.

Peki takımda hiç mi olumlu şeyler yok? Var elbette. Madem Ahmet Çakar gibi, listeleyerek başladık, bunda da o şekilde devam edelim:

1. Caner Erkin'in her geçen maç yükselen form grafiği. Tekniği, ortaları, şutları ve her şeyden önemlisi hırsı ile Caner, şu anda ilk 11'deki yerini garantilemiş durumda. Eğer, olur da yedeğe düşerse dahi, senelerin gamsız yedeği Aydın Yılmaz'dansa, Caner'in kulübeden girecek olması bile takım adına çok önemli bir artı.

2. Arda Turan'ın, ilk yarıda beni oldukça rahatsız eden komplekslerinden sıyrılmış ve oyununa odaklanmış görüntüsü. Şu haliyle bir Arda, takıma şampiyonluk getirebilir.

3. Keita ve Sabri'nin yokluğunda, Barış ve Uğur'un sağ kanatta doksan dakika boyunca ileri geri beygir gibi çalışmaları ve iyi oyunları.

4. Elano'nun takımın yenisi havasından sıyrılması.

5. Emre Çolak'ın, 1. Lig için çok zayıf gözüken fizik problemini halledebilmesi halinde, takım içinde gelecek senelerde yer bulabilme ihtimali. Kendisi açısından bu fizik problemi, bir numaralı sorun. Eğer çözerse, belki Arda Turan olmaz ama, İlyas olur ve senelerce Anadolu'dan ekmek yer.

Sonuç olarak, bu kadar noktayı söyletmişse bize, hazırlık anlamında iyi bir maç olduğu aşikardır. Bu önem vermediğimiz maça, bu soğuk havada göreceli olarak yoğun ilgi gösteren taraftara da ayrı bir teşekkür etmek gerekir.
Devamı

Digiturk'e Öneriler


Rekor fiyatla sonuçlanan son futbol yayın hakları ihalesinden sonra, Digiturk'un stratejisinin ne olacağına dair ilk ipuçlarını, bugün Haberturk gazetesindeki röportajında Genel Müdür Ertan Özertem vermiş. Buna göre, Digiturk ilk etapta, şu anda 850 bin seviyesinde olan Lig Tv abone sayısını arttırmaya çalışacak stratejiler uygulayacak. Bu manada yakın zamanda, fiyatların çok uçuk artmayacağı, hatta agresif kampanyalarla, abone sayısının arttırılmaya çalışılacağını söyleyebiliriz.

Öte yandan, Özertem'in satır aralarında söylediği, bir de dolaylı strateji var ki, bu da ligin negatif yanlarını törpüleyerek, satın aldıkları ürünün değerini arttırmaya çalışmak. İlk bakışta doğru gibi gözüken bu hamleye yönelik, Özertem'in nasıl yapacaklarını ifade ettikleri bölüm, bende biraz soru işaretleri yarattı açıkçası. Özertem, artık Turkcell Super Ligin sahibi gibi davranacaklarını, daha çok topa gireceklerini, hiçbir şekilde kötü görüntülerin ekrana gelmesine izin vermeyeceklerini söylüyor. Eğer söyledikleri bunlardan ibaretse, kısa zamanda şampiyonlukları belirleyen, şampiyonluktan büyükler kopmasın diye dalavereler çeviren "şirket" olarak daha sesli bir şekilde anılmaları yakındır. Ayrıca, lige değer katılması, Musa Çözen'in keyfe keder bir şekilde kimi küfürlerde sesi kısmasıyla da elde edilemez.

Tam 10 yıllık bir Digiturk üyesi olarak bu noktada benim yeni bir beyaz sayfa açacak olan kuruluşa, futbol yayınları konusunda bir kaç tane önerim var.

1. Yüzü eskimiş, kimse tarafından sevilmeyen, gerginlik yaratmaktan öte faydası olmayan, hakemlerin yıllardır dengesini bozan ve artık inandırıcılığını kaybetmiş Erman Toroğlu'ndan kurtulmak.

2. Maç yayınlarını çok iyi yaptığı şekilde bir efsane uyandırılan, oysa tribünlerdeki kızları ya da yakın arkadaşlarını göstermeyi marifet sayan, hala maçlarda ofsayt kameralarını doğru yere koyduramayan, çizgiye bir kamera koyamayan, kimi maçlarda yapılan bir hatayı maç boyunca 4-5 kez gösterirken, bir başka takıma yönelik benzer hatanın bir tekrarını bile yapmamaktan çekinmeyen Musa Çözen'den kurtulup, bu işi daha Batı çizgilerinde yapabilecek bir başka yönetmene yönelmek.

3. Ligin yurtdışına pazarlanabilmesi için, naklen yayınlanan maçlar dışındaki maçların en az 4-5 kamera ile çekimini sağlayarak, hala 2010 yılında Anadolu'daki bir maçta atılan golleri yer - kale arkası kamerasından izletme utancından kurtulmak.

4. Hasbelkader muhabir olmasa, Laleli'de dericilik yapabilecek olan, kültürü, birikimi, soru sorma kabiliyeti olmayan, ahbap-çavuş ilişkileri ile hala yerinde duran, 1980lere ait muhabir tipi Bahri Havadır ve benzerlerinden kurtularak, hem izleyiciyi maç sonrasında gerçekten maça yönelik sorularla bilgilendirmenin önünü açabilecek, hem de "performansının yüzde kaçındasın" kalıplarının dışına çıkabilerek, ülkemize gelen yabancı hocalara bu adam bana ne soruyor yahu dedirtmeyecek genç muhabirlere iş sağlamak.

5. Maç içinde, maçtan daha çok şey alınmasını sağlamak adına istatistikleri güçlendirmek. Örneğin, on yıllarca Serie A'da yapıldığı gibi, bir futbolcu gol attığında, altında bir şeritte, Turkcell Super Lig'de tüm zamanlarda yaptığı maç 175, attığı gol 37 veya bu sene oynadığı maç 8 attığı gol 1 gibi, çeşitli bilgilendirici istatistikler verebilmek. Bu manada Futbol Federasyonunun bilgi bankasından yararlanabilirler.
Devamı

Anelka'dan Gökhan Ünal'a..


Hayır, Gökhan Ünal'ın abartıldığı kadar kötü bir futbolcu olduğunu düşünmüyorum. Hatta, Trabzonspor'daki bu seneki rezil performansının gerekçesinin de çoğunlukla psikolojik olduğunun da farkındayım.

Bu manada bakılınca, sanılanın aksine, Gökhan Ünal'ın arkasındaki Alex ile çok da etkisiz olmayacağını düşünüyorum. En nihayetinde, Turkcell Super Lig'de 172 maçta 79 gol atmış bir golcüden bahsediyoruz. Şutları iyi olan, gerektiğinde iyi kafaya çıkabilen, driplingi de hızlı ve direk kaleye inebilen bir isim Gökhan formda olduğunda.

Ancak, bu değil benim meselem. Benim meselem, forvete devre arasında takviye olarak Anelka alınan günlerden, Gökhan Ünal'ın alındığı günlere gelinmesi. Senelerdir Aragones, Maldonado, Güiza, Emre Belözoğlu, Kezman, Lugano, Edu gibi transferlere yüz milyon Euronun üzerinde para harcayıp, hala bizim borcumuz yok, maddi durumumuz süper masallarının sürdürülemeyeceğinin kanıtı. Galatasaray'ın tarihinin en sıkıntılı döneminde, kadro ve başarı olarak fark atamamanın kanıtı.. ve Aslantepe'nin bitişiyle birlikte resmin tam tersine döneceğinin işareti..

O manada Gökhan Ünal transferi, arkasında çok daha başka mesajlar taşıyor.

Gökhan Ünal'ın performansının nasıl olacağına gelince. Bence en önemli kriter, Galatasaray'ın bir kaç gün içinde yapacağı forvet transferi olacak. Bilindiği gibi, Fenerbahçe taraftarı için, sükse yapmak çok önemlidir. Bazıları için nerdeyse başarılardan, şampiyonluklardan daha önemlidir. En başarısız senelerinde dahi, bizim çok paramız var, en bomba transferleri biz yaparız, stadımız harika diyerek tatmin olan bir taraftardır. İşte bu taraftar için, bir diğer önemli kriter de, karşı yakadaki klübün ne yaptığıdır. Fenerbahçe Gökhan Ünal'ı alırken, Galatasaray söz gelimi Ruud van Nistelrooy'u getirirse örneğin, Kadıköy'de sinirden intiharlar yaşanabilir!

Elbette abartıyorum; ancak dediğim gibi, Gökhan'ın başarılı olup olmamasını tayin edecek psikoloji bu şekilde belirlenecek. Zira şu anda Galatasaray'ın bir transferi yokken dahi, Fenerbahçeliler arasında kaşlar kalkmış durumda. Bir de üstüne flaş transfer gelirse Galatasaray'dan, Gökhan Ünal'ın ilk gol kaçırmaya başladığı maçta Allah yardımcısı olsun!
Devamı

Angola 4 Mali 4


İçinizde uzun yaz tatili sonrası, ertesi gün okula başlayacakmışcasına bir yumru dolaşır ya.. İşte öyle bir his bu.

Maçı 79. dakikaya kadar, Juventus-Milan ve Tenerife-Barcelona maçlarıyla dönüşümlü de olsa izledim. Sonrasında 4-1 olduktan sonra maç, nedense kanal değiştirdim ve devamına bakmadım.

Sonrasıdır işte yukarıda bahsettiğim hisse neden olan. 4-0'a kadar Angola tarafından sürklase edilen Mali, maçı 88, 93 ve 94. dakikalarda attığı gollerle 4-4'e getirmiş. Böylesine unutulmaz bir maç, benim adıma kaçtı.

Açıkcası, ülkesinde olan son Togo olayındaki ölümlere rağmen, 4-0 olduğunda, bacaklarına vurup vurup dans eden Angola Devlet Başkanı'nın eşini gördükten sonra, bu sonuca sevinmedim dersem yalan olur.
Devamı

Orduspor 0 Galatasaray 3


Galatasaray, 24 sene sonra Ordu'da. Maç öncesi izlediğimiz 1985-86 sezonuna ait 0-0'lık maça dair görüntüler, hem Ordu stadının o zamanki topraktan bozma içler acısı halini gözler önüne seriyor; hem de o sezonu namağlup ikinci bitiren Galatasaray'a yönelik, neden bir sezonu namağlup bitiren takım şampiyon olamamış sorusuna yönelik cevaplar taşıyor. Galatasaray belli ki, gol yollarında çok etkili bir takım değilmiş o sene. Ligin en az gol yiyen takımı olmalarına rağmen, 36 maçın 16'sını berabere bitirmelerinin gerisinde yatan en önemli etken de bu sanırım. Yine de şampiyonluk, puan farkıyla değil, averajla kaçırılmış. O sene küme düşen Orduspor'a kaptırılan bu puan da, şampiyonluğu götüren puanlardan biri olmuş.

24 sene önceden bugüne dönersek; her iki takımın kalesinde, bir kaç sene aralıklarla benzer umutlarla Galatasaray'a gelmiş iki kaleci dikkatimizi çekiyor hemen. Orduspor kalesindeki Fevzi Elmas, Galatasaray'a Ümit Milli takımı kalecisi olarak geldiğinde, kendisinden umutlar çok fazlaydı. Refleksleri çok iyi, boyu kısa olduğundan yan toplarda zayıf bu kalecinin, Galatasaray'da oynadığı sınırlı sayıdaki maçta bir eksiği daha dikkati çekmişti: Heyecanı. İşte o heyecan, Mondragon'un gidişi sonrasında verdiği demeç ve yaptığı hareketle de kendini gösterdi. Mondragon ayrılınca, yabancı kaleci aranmasına tepki duydu ve bu tepkisini çocukca gösterdi. Öyle olunca da, kendisini Antalyaspor'da buldu. Antalya'da da kaleyi devralamadı bu Galatasaray'ın kalesi benim olmalı iddiasındaki genç adam. Bir sene içinde Bank Asya Ligi'ne kadar düştü ve şu anda da bir daha toparlayamayacağı ve muhtemelen 2. veya 3. lig topçusu olarak bitireceği kariyerine ağlamakla meşgul. Fevzi Elmas'ın ve daha önce Kerem İnan'ın bu durumu, tüm Galatasaray ve ya diğer büyük takımlarda yedek bekleyenlere örnek olmalıdır. Büyük takımda yedek beklemek dahi, küçük bir takımda direk oynamaktan iyidir. Ayrıca, şansın ne zaman geleceği belli olmaz. Bir bakarsınız, Engin İpekoğlu'nun en formda dönemde ayağı kırılır ve Rüştü Reçber gibi kaleye geçer bir daha da bırakmazsınız.

İşte Ufuk Ceylan da benzer umutlarla gelip, benzer dersleri alması gereken bir kaleci. Ufuk'un son demeci ise bu dersi aldığını gösteriyor: Oynamamak benim için problem değil; bir kaleci oynamıyorsa da yapabileceği şeyler vardır; ben de şu an daha çok ağırlığa girerek o eksiğimi tamamlıyorum diyor Ufuk. Bu yönde giderse, bulduğu şanslar bir gün O'na istediğini verir.

Maça dönersek, 15 bin Orduluyu şok eden bir hareketle başladı maç. Henüz 5. dakikada, Arda Turan'a yapılan harekete; bundan önce bu sene Gaziantepspor ve Fenerbahçe maçlarında Galatasaray ve Arda ile oldukça fazla uğraşan Bünyamin Gezer, nasılsa maç önemli değil, Galatasaray ve Arda ile bu maç barışayım bari düşüncesiyle direk kırmızı kart gösterdi. Sanırım Arda'nın acı içindeki kıvranışını gören herkes, yıllar önce Okan Buruk'un yine bir gündüz kupa maçında Trabzonsporlu Soner tarafından ayağının kırılışını hatırlamıştır. Neyse ki, Arda oyuna devam edebildi ve 5 dakika sonra da, gerçek bir sol ön oyuncusu gibi oynayan Caner'in güzel ortasında Galatasaray'ın golünü buldu. Bu gol Arda'nın Türkiye Kupası'nda bu sene 3. golü. Tüm sezondaki ise 7. golü.

Sonrasında Galatasaray oyunu rölantiye aldı. Rölantiye almasında en büyük etken, bana göre başta Gana'lı oyuncuları Jerry Akaminko'nun dengesiz ve sert oyunu ile birlikte, kötü zemin ve yine Orduspor'lu oyuncuların aşırı heyecanlarıyla ne yapacaklarını bilmeksizin saldırmalarından ötürü, sakatlıktan kaçınma düşüncesiydi. Maç boyunca, toplu - topsuz, sürekli Galatasaraylı oyunculara vuran Akaminko'nun, ancak 86. dakikada sarı kart görmesi bir Bünyamin Gezer başarısıdır! Aynı Gezer, yine bir klasik olarak Arda Turan'a, Akaminko'nun hareketlerine tepkisinden ötürü sarı kart vermekten kaçınmaz. Maç boyunca, Arda'yı çıldırtan sertliğe göz yumup, sonrasında, çocuk artık kanayan ayaklarından, kırılmaktan kurtulan bacağından tepki verince, haklı (!) sarı kartına abanmak bir Bünyamin Gezer klasiğidir!

Bu şekilde Galatasaray'ın rölantisinde geçen ilk yarı boyunca, Galatasaray'ın verdiği iki pozisyon, aslında takımın tüm sezonun ilk yarısı boyuncaki sorunlarını gözönüne seriyordu. İlkinde defanstan çıkarken Servet tarafından kaptırılan top İrfan'la pozisyona dönüşüyor; sonrakinde ise yine orta sahada Ayhan tarafından kaptırılan top, yine aynı oyuncunun sarı kartlık faulüyle ve frikikle ancak durdurulabiliyordu. Galatasaray'ın defansın göbeğine ve/ve ya defansif orta sahaya oyunu geriden kurabilecek bir isim alma zorunluluğu artık bas bas bağırıyor. Defansif orta saha mevkiinde Mustafa Sarp, tüm zamanların en etkisiz eleman performansını sergilerken, hala sene başında attığı sürpriz goller ve "Galatasaraylı" imajı ile tribünlere oynadığı demeçleriyle taraftardan tepki çekmiyor. Ancak bu futbolcunun maç içinde ne defansif, ne de ofansif anlamda yaptığı hiç bir şey yok! Bu oyuncuyu savunanların da, dikkatle izlemelerini salık veriyorum kendisini. Pozisyonunu koruma çabası dışında, ne etliye ne sütlüye karışıyor. İkinci yarıda da Galatasaray'ın ön liberosu takımı resmen 10 kişi oynatan Sarp olacaksa, şampiyonluk Kaf Dağı'nın arkasında kalabilir.

İkinci yarıda Galatasaray'ın 10 kişi kalan rakibi karşısında farkı daha da arttıracağı aşikardı. İlk yarı boyunca rakibinin sert futbolundan ötürü oyun içinde kendini saklayan Kewell'ın yerine giren Nonda, bu sene güçsüz rakiplere yaptığını yine yaptı ve 2 golü ağlara bıraktı. Nonda'nın bu sezondaki 16. resmi golü oldu; 7 Avrupa Kupaları, 7 Turkcell Super Lig ve 2 de Ziraat Türkiye Kupası olmak üzere.

İlk yarıdaki asisti dışında, bu iki golün de yaratıcısı, ikinci golde topu kapıp 70 metre sürüp, asisti yapacak olan Barış'a çıkaran ve üçüncü golde de iki oyuncuyu ekarte edip topu Arda'ya çıkaran Caner'di. Caner maç boyunca, uzun yıllardır izlemediğimiz, gerçek sol ön oyuncusu nasıl olur'u gösteren bir performans sergiledi. Önce Trabzonspor, sonra da Orduspor maçlarındaki bu mevkiideki performansıyla Caner, bence sol ön için Kewell ve Arda da dahil olmak üzere birinci alternatif konumuna yükselmiştir.

Maçın Galatasaray adına Caner dışındaki pozitif unsurları olarak, çok top gelmemesine rağmen, en azından Aykut gibi çizgi kalecisi olmadığını gösteren ve sürekli ceza sahası içinde gezen Ufuk, sakatlığının izlerinden tamamen sıyrılmış gözükerek, Galatasaray'ın geriden hücum zenginliğini arttıran Uğur Uçar ve Arda Turan'ın yediği tekmelere rağmen, sahada fark yaratan performansı sayılabilir.

Sonuç olarak, Galatasaray kupada 2'de 2 yaparak ve ciddi bir hazırlık maçı yapmış olarak Antalya'ya dönüyor.

Maçın adamı: Caner Erkin
Devamı

KANgola!


İnanlmaz bir şey bu. Bir kaç gün önce bir gazetede, Drogba, Essien, Eto'o gibi oyunculara klüplerinin özel koruma tuttuğunu, oysa Abdul Kader Keita'nın sadece Angola polisine kaderini bıraktığını okuduğumda, gülüp geçmiştim. O kadar da olamaz demiştim.

Ancak, bugün anlaşılan, korkulan olmuş durumda. Togo Milli takımı, Angola sınırını geçtikten 5 dakika sonra, önünde ve arkasında Polis otobüsleri olmasına rağmen tam 20 dakika otomatik silahlarla tarandı. 9 yaralı var; ikisi futbolcu. Kurtulanların anlattığına göre, hayatta kalmalarını, saldırganların malzemelerini taşıyan öndeki otobüsün içinde olduklarını düşünüp, oraya daha çok sıkmalarına borçlu oldukları anlaşılıyor.

Futbolcuların yaşadığı şok kelimelerle anlatılamaz muhtemelen. Afrikalı sıradan insanlar, çatışma bölgelerinde bunu her gün yaşıyor diyebilirsiniz. Lakin burda 35 milyon Euro'ya transfer olmuş bir isimden bahsediyoruz: Adebayor. Afrikalı oyuncuların hayat çizgileri, her zaman ilgimi çekmiştir. İşte 35 milyon Euro ile bir kurşun arasında bu kadar kısa bir çizgileri var. İlginç olan da, buna rağmen, her şeyi göze alıp, çıktıkları ülkenin Milli takımına hizmetten kaçmamaları.

Elbette, şimdiye dek aldıkları riskler, sakatlığa veya hastalığa yakalanma, yokluklarında takımlarındaki yerlerini kaybetme gibi daha insani risklerdi. Şimdi ise ölümün de bunların arasında olduğunu gördüler.

O manada zaten Avrupa Klüplerinin, oyuncularını belirli periyotta kullanamamalarından ötürü büyük tepkisini çeken Afrika Uluslar Kupası'nın yıldız oyuncuları çekmek anlamında son Afrika Kupası olabileceğini düşünüyorum. Her geçen yıl, buraya gelecek isimler azalacaktır.

Hatta bu kupadan dahi çekilmeler söz konusu olabilir. Togo anlaşıldığı kadarıyla, zaten turnuvaya devam edebilecek durumda değil. Aslında mantıklı olan, turnuvanın kökten iptal edilmesidir. Şu anda Togo'lular dışında da, hiç bir turnuva oyuncusunun aklının yerinde olduğuna inanmıyorum. 2010 Dünya Kupası'nın, Angola'ya göre daha medeni bir yer olsa da, yine de aynı kıtada oynanacak olmasından ötürü, Afrika Futbol Federasyonu, meydana gelebilecek bir hadisede dahi, 2010 Dünya Kupası'nı da kaybedebileceğini de gözönünde bulundurmalıdır.

Hepsinin Allah yardımcısı olsun. Özellikle de Keita'nın.
Devamı